14Ibrahim Suresi
Kuran Sırası: 14
İniş Sırası: 72
Kırık Meal (Okunuş) Meali
|Elif, Lâm, Râ: Elif Lam Ra
| kitābun: (Bu), Kitaptır
| enzelnāhu: indirdiğimiz
| ileyke: sana
| lituḣrice: çıkarman için
| n-nāse: insanları
| mine: -dan
| Z-Zulumāti: karanlıklar-
| ilā:
| n-nūri: aydınlığa
| biiƶni: izniyle
| rabbihim: Rablerinin
| ilā:
| SirāTi: yoluna
| l-ǎzīzi: Aziz
| l-Hamīdi: ve övgüye layık olanın
| (14:1)

| kitābun: (Bu), Kitaptır
| enzelnāhu: indirdiğimiz
| ileyke: sana
| lituḣrice: çıkarman için
| n-nāse: insanları
| mine: -dan
| Z-Zulumāti: karanlıklar-
| ilā:
| n-nūri: aydınlığa
| biiƶni: izniyle
| rabbihim: Rablerinin
| ilā:
| SirāTi: yoluna
| l-ǎzīzi: Aziz
| l-Hamīdi: ve övgüye layık olanın
| (14:1)|Allahi: Allah
| lleƶī: ki
| lehu: O'nundur
| mā: ne varsa
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| ve mā: ve ne varsa
| fī:
| l-erDi: yerde
| ve veylun: vay haline
| lilkāfirīne: şu kafirlerin
| min: dolayı
| ǎƶābin: azabdan
| şedīdin: çetin
| (14:2)

| lleƶī: ki
| lehu: O'nundur
| mā: ne varsa
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| ve mā: ve ne varsa
| fī:
| l-erDi: yerde
| ve veylun: vay haline
| lilkāfirīne: şu kafirlerin
| min: dolayı
| ǎƶābin: azabdan
| şedīdin: çetin
| (14:2)|elleƶīne: ki onlar
| yesteHibbūne: tercih ederler
| l-Hayāte: hayatını
| d-dunyā: dünya
| ǎlā: karşılık
| l-āḣirati: ahirete
| ve yeSuddūne: ve engel olurlar
| ǎn: -ndan
| sebīli: yolu-
| llahi: Allah'ın
| ve yebğūnehā: ve onu isterler
| ǐvecen: eğrilmesini
| ulāike: işte onlar
| fī: içindedirler
| Delālin: bir sapıklık
| beǐydin: derin
| (14:3)

| yesteHibbūne: tercih ederler
| l-Hayāte: hayatını
| d-dunyā: dünya
| ǎlā: karşılık
| l-āḣirati: ahirete
| ve yeSuddūne: ve engel olurlar
| ǎn: -ndan
| sebīli: yolu-
| llahi: Allah'ın
| ve yebğūnehā: ve onu isterler
| ǐvecen: eğrilmesini
| ulāike: işte onlar
| fī: içindedirler
| Delālin: bir sapıklık
| beǐydin: derin
| (14:3)|ve mā: ve
| erselnā: biz göndermedik
| min: her
| rasūlin: elçiyi
| illā: başka
| bilisāni: dilinden
| ḳavmihi: kendi kavminin
| liyubeyyine: açıklasın diye
| lehum: olara
| feyuDillu: şaşırtır
| llahu: Allah
| men: kimseyi
| yeşā'u: dilediğin
| ve yehdī: ve yola iletir
| men: kimseyi
| yeşā'u: dilediği
| ve huve: ve O
| l-ǎzīzu: azizdir
| l-Hakīmu: hüküm ve hikmet sahibidir
| (14:4)

| erselnā: biz göndermedik
| min: her
| rasūlin: elçiyi
| illā: başka
| bilisāni: dilinden
| ḳavmihi: kendi kavminin
| liyubeyyine: açıklasın diye
| lehum: olara
| feyuDillu: şaşırtır
| llahu: Allah
| men: kimseyi
| yeşā'u: dilediğin
| ve yehdī: ve yola iletir
| men: kimseyi
| yeşā'u: dilediği
| ve huve: ve O
| l-ǎzīzu: azizdir
| l-Hakīmu: hüküm ve hikmet sahibidir
| (14:4)|veleḳad: ve andolsun
| erselnā: göndermiştik
| mūsā: Musa'yı
| biāyātinā: ayetlerimizle birlikte
| en: için
| eḣric: çıkarması
| ḳavmeke: kavmini
| mine: -dan
| Z-Zulumāti: karanlıklar-
| ilā:
| n-nūri: aydınlığa
| ve ƶekkirhum: ve onlara hatırlatması için
| bieyyāmi: günlerini
| llahi: Allah'ın
| inne: şüphesiz
| fī:
| ƶālike: bunda
| lāyātin: ayetler vardır
| likulli: herkes için
| Sabbārin: sabreden
| şekūrin: şükreden
| (14:5)

| erselnā: göndermiştik
| mūsā: Musa'yı
| biāyātinā: ayetlerimizle birlikte
| en: için
| eḣric: çıkarması
| ḳavmeke: kavmini
| mine: -dan
| Z-Zulumāti: karanlıklar-
| ilā:
| n-nūri: aydınlığa
| ve ƶekkirhum: ve onlara hatırlatması için
| bieyyāmi: günlerini
| llahi: Allah'ın
| inne: şüphesiz
| fī:
| ƶālike: bunda
| lāyātin: ayetler vardır
| likulli: herkes için
| Sabbārin: sabreden
| şekūrin: şükreden
| (14:5)|ve iƶ: ve hani
| ḳāle: demişti ki
| mūsā: Musa
| liḳavmihi: kavmine
| ƶkurū: hatırlayın
| niǎ'mete: ni'metini
| llahi: Allah'ın
| ǎleykum: üzerinizdeki
| iƶ: zaman
| encākum: sizi kurtardı
| min:
| āli: soyundan
| fir'ǎvne: Fir'avn
| yesūmūnekum: onlar sizi sürüyorlardı
| sū'e: en kötüsüne
| l-ǎƶābi: işkencenin
| ve yuƶebbiHūne: ve kesiyorlardı
| ebnā'ekum: oğullarınızı
| ve yesteHyūne: ve sağ bırakıyorlardı
| nisā'ekum: kadınlarınızı
| ve fī: ve vardı
| ƶālikum: bunda size
| belā'un: bir imtihan
| min: -den
| rabbikum: Rabbiniz-
| ǎZīmun: büyük
| (14:6)

| ḳāle: demişti ki
| mūsā: Musa
| liḳavmihi: kavmine
| ƶkurū: hatırlayın
| niǎ'mete: ni'metini
| llahi: Allah'ın
| ǎleykum: üzerinizdeki
| iƶ: zaman
| encākum: sizi kurtardı
| min:
| āli: soyundan
| fir'ǎvne: Fir'avn
| yesūmūnekum: onlar sizi sürüyorlardı
| sū'e: en kötüsüne
| l-ǎƶābi: işkencenin
| ve yuƶebbiHūne: ve kesiyorlardı
| ebnā'ekum: oğullarınızı
| ve yesteHyūne: ve sağ bırakıyorlardı
| nisā'ekum: kadınlarınızı
| ve fī: ve vardı
| ƶālikum: bunda size
| belā'un: bir imtihan
| min: -den
| rabbikum: Rabbiniz-
| ǎZīmun: büyük
| (14:6)|ve iƶ: ve hani
| teeƶƶene: size bildirmişti
| rabbukum: Rabbiniz
| lein: eğer
| şekertum: şükrederseniz
| leezīdennekum: elbette size daha fazla veririm
| velein: ve eğer
| kefertum: nankörlük ederseniz
| inne: şüphesiz
| ǎƶābī: azabım
| leşedīdun: pek çetindir
| (14:7)

| teeƶƶene: size bildirmişti
| rabbukum: Rabbiniz
| lein: eğer
| şekertum: şükrederseniz
| leezīdennekum: elbette size daha fazla veririm
| velein: ve eğer
| kefertum: nankörlük ederseniz
| inne: şüphesiz
| ǎƶābī: azabım
| leşedīdun: pek çetindir
| (14:7)|ve ḳāle: ve dedi ki
| mūsā: Musa
| in: eğer
| tekfurū: nankörlük etseniz
| entum: siz
| ve men: ve kimseler
| fī:
| l-erDi: yeryüzündeki
| cemīǎn: hepiniz
| feinne: şüphesiz
| llahe: Allah
| leğaniyyun: zengindir
| Hamīdun: övülmüştür
| (14:8)

| mūsā: Musa
| in: eğer
| tekfurū: nankörlük etseniz
| entum: siz
| ve men: ve kimseler
| fī:
| l-erDi: yeryüzündeki
| cemīǎn: hepiniz
| feinne: şüphesiz
| llahe: Allah
| leğaniyyun: zengindir
| Hamīdun: övülmüştür
| (14:8)|elem:
| ye'tikum: size gelmedi mi?
| nebeu: haberi
| elleƶīne: kimselerin
| min:
| ḳablikum: sizden öncekilerin
| ḳavmi: kavimlerinin
| nūHin: Nuh
| ve ǎādin: ve Ad
| ve ṧemūde: ve Semud
| velleƶīne: ve kimselerin
| min:
| beǎ'dihim: onlardan sonra gelen
| lā:
| yeǎ'lemuhum: onları kimse bilmez
| illā: başka
| llahu: Allah'tan
| cā'ethum: onlara getirdi
| rusuluhum: elçileri
| bil-beyyināti: kanıtlar
| feraddū: fakat koydular
| eydiyehum: onlar ellerini
| fī:
| efvāhihim: ağızlarına
| ve ḳālū: ve dediler ki
| innā: muhakkak biz
| kefernā: tanımayız
| bimā: şeyi
| ursiltum: sizinle gönderilen
| bihi: onunla
| ve innā: ve biz
| lefī: içindeyiz
| şekkin: bir kuşku
| mimmā: şeye karşı
| ted'ǔnenā: bizi çağırdığınız
| ileyhi: ona
| murībin: derin
| (14:9)

| ye'tikum: size gelmedi mi?
| nebeu: haberi
| elleƶīne: kimselerin
| min:
| ḳablikum: sizden öncekilerin
| ḳavmi: kavimlerinin
| nūHin: Nuh
| ve ǎādin: ve Ad
| ve ṧemūde: ve Semud
| velleƶīne: ve kimselerin
| min:
| beǎ'dihim: onlardan sonra gelen
| lā:
| yeǎ'lemuhum: onları kimse bilmez
| illā: başka
| llahu: Allah'tan
| cā'ethum: onlara getirdi
| rusuluhum: elçileri
| bil-beyyināti: kanıtlar
| feraddū: fakat koydular
| eydiyehum: onlar ellerini
| fī:
| efvāhihim: ağızlarına
| ve ḳālū: ve dediler ki
| innā: muhakkak biz
| kefernā: tanımayız
| bimā: şeyi
| ursiltum: sizinle gönderilen
| bihi: onunla
| ve innā: ve biz
| lefī: içindeyiz
| şekkin: bir kuşku
| mimmā: şeye karşı
| ted'ǔnenā: bizi çağırdığınız
| ileyhi: ona
| murībin: derin
| (14:9)|ḳālet: dediler ki
| rusuluhum: elçileri
| efī: hakkında (edilir) mi?
| llahi: Allah
| şekkun: şüphe
| fāTiri: yaratan
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDi: ve yeri
| yed'ǔkum: (O) sizi davet ediyor
| liyeğfira: bağışlamak için
| lekum: sizin
| min: bir kısmını
| ƶunūbikum: günahlarınızdan
| ve yu'eḣḣirakum: ve sizi ertelemek için
| ilā: kadar
| ecelin: bir süreye
| musemmen: belirtilmiş
| ḳālū: onlar dediler
| in:
| entum: siz de
| illā: başka değilsiniz
| beşerun: bir insandan
| miṧlunā: bizim gibi
| turīdūne: istiyorsunuz
| en:
| teSuddūnā: bizi çevirmek
| ǎmmā: -ndan
| kāne: olduğu-
| yeǎ'budu: tapıyor
| ābā'unā: atalarımızın
| fe'tūnā: o halde bize getirin
| bisulTānin: bir delil
| mubīnin: açık
| (14:10)

| rusuluhum: elçileri
| efī: hakkında (edilir) mi?
| llahi: Allah
| şekkun: şüphe
| fāTiri: yaratan
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDi: ve yeri
| yed'ǔkum: (O) sizi davet ediyor
| liyeğfira: bağışlamak için
| lekum: sizin
| min: bir kısmını
| ƶunūbikum: günahlarınızdan
| ve yu'eḣḣirakum: ve sizi ertelemek için
| ilā: kadar
| ecelin: bir süreye
| musemmen: belirtilmiş
| ḳālū: onlar dediler
| in:
| entum: siz de
| illā: başka değilsiniz
| beşerun: bir insandan
| miṧlunā: bizim gibi
| turīdūne: istiyorsunuz
| en:
| teSuddūnā: bizi çevirmek
| ǎmmā: -ndan
| kāne: olduğu-
| yeǎ'budu: tapıyor
| ābā'unā: atalarımızın
| fe'tūnā: o halde bize getirin
| bisulTānin: bir delil
| mubīnin: açık
| (14:10)|ḳālet: dediler ki
| lehum: onlara
| rusuluhum: elçileri
| in: değiliz
| neHnu: biz (de)
| illā: başka bir şey
| beşerun: insandan
| miṧlukum: sizin gibi
| velākinne: fakat
| llahe: Allah
| yemunnu: lutfeder
| ǎlā:
| men: kimseye
| yeşā'u: dilediği
| min: -ndan
| ǐbādihi: kulları-
| ve mā: yoktur
| kāne: imkanımız
| lenā: bizim
| en:
| ne'tiyekum: size getiremeye
| bisulTānin: bir delil
| illā: olmadan
| biiƶni: izni
| llahi: Allah'ın
| ve ǎlā: ve
| llahi: Allah'a
| felyetevekkeli: dayansınlar
| l-mu'minūne: inananlar
| (14:11)

| lehum: onlara
| rusuluhum: elçileri
| in: değiliz
| neHnu: biz (de)
| illā: başka bir şey
| beşerun: insandan
| miṧlukum: sizin gibi
| velākinne: fakat
| llahe: Allah
| yemunnu: lutfeder
| ǎlā:
| men: kimseye
| yeşā'u: dilediği
| min: -ndan
| ǐbādihi: kulları-
| ve mā: yoktur
| kāne: imkanımız
| lenā: bizim
| en:
| ne'tiyekum: size getiremeye
| bisulTānin: bir delil
| illā: olmadan
| biiƶni: izni
| llahi: Allah'ın
| ve ǎlā: ve
| llahi: Allah'a
| felyetevekkeli: dayansınlar
| l-mu'minūne: inananlar
| (14:11)|ve mā: neden?
| lenā: biz
| ellā:
| netevekkele: dayanmayalım
| ǎlā:
| llahi: Allah'a
| veḳad: elbette
| hedānā: bize göstermişken
| subulenā: yollarımızı
| veleneSbiranne: ve katlanırız
| ǎlā:
| mā:
| āƶeytumūnā: bize yaptığınız eziyetlere
| ve ǎlā: ve
| llahi: Allah'a
| felyetevekkeli: dayansınlar
| l-mutevekkilūne: tevekkül edenler
| (14:12)

| lenā: biz
| ellā:
| netevekkele: dayanmayalım
| ǎlā:
| llahi: Allah'a
| veḳad: elbette
| hedānā: bize göstermişken
| subulenā: yollarımızı
| veleneSbiranne: ve katlanırız
| ǎlā:
| mā:
| āƶeytumūnā: bize yaptığınız eziyetlere
| ve ǎlā: ve
| llahi: Allah'a
| felyetevekkeli: dayansınlar
| l-mutevekkilūne: tevekkül edenler
| (14:12)|ve ḳāle: dediler ki
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| lirusulihim: elçilerine
| lenuḣricennekum: ya sizi mutlaka çıkarırız
| min: -dan
| erDinā: yurdumuz-
| ev: ya da
| leteǔdunne: dönersiniz
| fī:
| milletinā: bizim dinimize
| feevHā: şöyle vahyetti
| ileyhim: onlara
| rabbuhum: Rableri
| lenuhlikenne: mutlaka helak edeceğiz
| Z-Zālimīne: zalimleri
| (14:13)

| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| lirusulihim: elçilerine
| lenuḣricennekum: ya sizi mutlaka çıkarırız
| min: -dan
| erDinā: yurdumuz-
| ev: ya da
| leteǔdunne: dönersiniz
| fī:
| milletinā: bizim dinimize
| feevHā: şöyle vahyetti
| ileyhim: onlara
| rabbuhum: Rableri
| lenuhlikenne: mutlaka helak edeceğiz
| Z-Zālimīne: zalimleri
| (14:13)|velenuskinennekumu: ve sizi yerleştireceğiz
| l-erDe: o yere
| min:
| beǎ'dihim: onların ardından
| ƶālike: bu
| limen: içindir
| ḣāfe: korkan
| meḳāmī: makamımdan
| ve ḣāfe: ve korkan içindir
| veǐydi: tehdidimden
| (14:14)

| l-erDe: o yere
| min:
| beǎ'dihim: onların ardından
| ƶālike: bu
| limen: içindir
| ḣāfe: korkan
| meḳāmī: makamımdan
| ve ḣāfe: ve korkan içindir
| veǐydi: tehdidimden
| (14:14)|vestefteHū: fetih istediler
| ve ḣābe: ve perişan oldu
| kullu: her
| cebbārin: zorba
| ǎnīdin: inatçı
| (14:15)

| ve ḣābe: ve perişan oldu
| kullu: her
| cebbārin: zorba
| ǎnīdin: inatçı
| (14:15)|min:
| verāihi: ardından da
| cehennemu: cehennem
| ve yusḳā: kendisine içirilir
| min:
| māin: bir suy
| Sadīdin: irin (gibi)
| (14:16)

| verāihi: ardından da
| cehennemu: cehennem
| ve yusḳā: kendisine içirilir
| min:
| māin: bir suy
| Sadīdin: irin (gibi)
| (14:16)|yetecerraǔhu: onu yutmağa çalışır
| velā: fakat
| yekādu: geçiremez
| yusīğuhu: boğazından
| ve ye'tīhi: ve ona geldiği halde
| l-mevtu: ölüm
| min:
| kulli: her
| mekānin: yandan
| vemā: ve yine
| huve: o
| bimeyyitin: ölemez
| ve min:
| verāihi: bunun ardından
| ǎƶābun: bir azab
| ğalīZun: kaba
| (14:17)

| velā: fakat
| yekādu: geçiremez
| yusīğuhu: boğazından
| ve ye'tīhi: ve ona geldiği halde
| l-mevtu: ölüm
| min:
| kulli: her
| mekānin: yandan
| vemā: ve yine
| huve: o
| bimeyyitin: ölemez
| ve min:
| verāihi: bunun ardından
| ǎƶābun: bir azab
| ğalīZun: kaba
| (14:17)|meṧelu: durumu
| elleƶīne: kimselerin
| keferū: inkar eden(lerin)
| birabbihim: Rablerini
| eǎ'māluhum: işleri
| keramādin: küle benzer
| şteddet: savurduğu
| bihi: onu
| r-rīHu: rüzgarın
| fī:
| yevmin: bir günde
| ǎāSifin: fırtınalı
| lā:
| yeḳdirūne: ele geçiremezler
| mimmā: şeylerden
| kesebū: kazandıkları
| ǎlā:
| şey'in: hiçbir şeyi
| ƶālike: işte
| huve: o
| D-Delālu: sapıklıktır
| l-beǐydu: derin
| (14:18)

| elleƶīne: kimselerin
| keferū: inkar eden(lerin)
| birabbihim: Rablerini
| eǎ'māluhum: işleri
| keramādin: küle benzer
| şteddet: savurduğu
| bihi: onu
| r-rīHu: rüzgarın
| fī:
| yevmin: bir günde
| ǎāSifin: fırtınalı
| lā:
| yeḳdirūne: ele geçiremezler
| mimmā: şeylerden
| kesebū: kazandıkları
| ǎlā:
| şey'in: hiçbir şeyi
| ƶālike: işte
| huve: o
| D-Delālu: sapıklıktır
| l-beǐydu: derin
| (14:18)|elem:
| tera: görmedin mi?
| enne: şüphesiz
| llahe: Allah
| ḣaleḳa: yarattı
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDe: ve yeri
| bil-Haḳḳi: hak ile
| in: eğer
| yeşe': dilerse
| yuƶhibkum: sizi götürür
| ve ye'ti: ve getirir
| biḣalḳin: bir halk
| cedīdin: yepyeni
| (14:19)

| tera: görmedin mi?
| enne: şüphesiz
| llahe: Allah
| ḣaleḳa: yarattı
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDe: ve yeri
| bil-Haḳḳi: hak ile
| in: eğer
| yeşe': dilerse
| yuƶhibkum: sizi götürür
| ve ye'ti: ve getirir
| biḣalḳin: bir halk
| cedīdin: yepyeni
| (14:19)|ve berazū: ve göründüler
| lillahi: Allah'ın huzurunda
| cemīǎn: hepsi
| feḳāle: dediler ki
| D-Duǎfā'u: zayıflar
| lilleƶīne: kimselere
| stekberū: büyüklük taslayan(lara)
| innā: şüphesiz biz
| kunnā: idik
| lekum: size
| tebeǎn: tabi
| fehel: misiniz?
| entum: siz
| muğnūne: savabilir
| ǎnnā: bizden
| min: -ndan
| ǎƶābi: azabı-
| llahi: Allah'ın
| min: (en ufak)
| şey'in: bir şey
| ḳālū: dediler ki
| lev: eğer
| hedānā: bize yol gösterseydi
| llahu: Allah
| lehedeynākum: biz de size yol gösterirdik
| sevā'un: artık birdir
| ǎleynā: bize
| eceziǎ'nā: sızlansak da
| em: ya da
| Sabernā: sabretsek de
| mā: yoktur
| lenā: bize
| min: hiç
| meHīSin: kaçıp sığınacak bir yer
| (14:21)

| lillahi: Allah'ın huzurunda
| cemīǎn: hepsi
| feḳāle: dediler ki
| D-Duǎfā'u: zayıflar
| lilleƶīne: kimselere
| stekberū: büyüklük taslayan(lara)
| innā: şüphesiz biz
| kunnā: idik
| lekum: size
| tebeǎn: tabi
| fehel: misiniz?
| entum: siz
| muğnūne: savabilir
| ǎnnā: bizden
| min: -ndan
| ǎƶābi: azabı-
| llahi: Allah'ın
| min: (en ufak)
| şey'in: bir şey
| ḳālū: dediler ki
| lev: eğer
| hedānā: bize yol gösterseydi
| llahu: Allah
| lehedeynākum: biz de size yol gösterirdik
| sevā'un: artık birdir
| ǎleynā: bize
| eceziǎ'nā: sızlansak da
| em: ya da
| Sabernā: sabretsek de
| mā: yoktur
| lenā: bize
| min: hiç
| meHīSin: kaçıp sığınacak bir yer
| (14:21)|ve ḳāle: şöyle dedi
| ş-şeyTānu: şeytan
| lemmā: ne zaman ki
| ḳuDiye: bitirildi
| l-emru: iş
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| veǎdekum: size va'detti
| veǎ'de: va'di
| l-Haḳḳi: gerçek
| ve veǎdtukum: ve ben de size va'dettim
| feeḣleftukum: ama ben sözümden caydım
| vemā: ve yoktur
| kāne:
| liye: benim
| ǎleykum: size karşı
| min: hiç
| sulTānin: bir güc(üm)
| illā: başka
| en:
| deǎvtukum: sizi davet etmekten
| festecebtum: siz de da'vetime koştunuz
| lī: benim
| felā: o halde
| telūmūnī: beni kınamayın
| velūmū: fakat kınayın
| enfusekum: kendi kendinizi
| mā: ne
| enā: ben
| bimuSriḣikum: sizi kurtarabilirim
| ve mā: ne de
| entum: siz
| bimuSriḣiyye: beni kurtarabilirsiniz
| innī: şüphesiz ben
| kefertu: reddetmiştim
| bimā:
| eşraktumūni: beni ortak koşmanızı
| min:
| ḳablu: önceden
| inne: doğrusu
| Z-Zālimīne: zalimler
| lehum: (onlar) için vardır
| ǎƶābun: bir azab
| elīmun: acıklı
| (14:22)

| ş-şeyTānu: şeytan
| lemmā: ne zaman ki
| ḳuDiye: bitirildi
| l-emru: iş
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| veǎdekum: size va'detti
| veǎ'de: va'di
| l-Haḳḳi: gerçek
| ve veǎdtukum: ve ben de size va'dettim
| feeḣleftukum: ama ben sözümden caydım
| vemā: ve yoktur
| kāne:
| liye: benim
| ǎleykum: size karşı
| min: hiç
| sulTānin: bir güc(üm)
| illā: başka
| en:
| deǎvtukum: sizi davet etmekten
| festecebtum: siz de da'vetime koştunuz
| lī: benim
| felā: o halde
| telūmūnī: beni kınamayın
| velūmū: fakat kınayın
| enfusekum: kendi kendinizi
| mā: ne
| enā: ben
| bimuSriḣikum: sizi kurtarabilirim
| ve mā: ne de
| entum: siz
| bimuSriḣiyye: beni kurtarabilirsiniz
| innī: şüphesiz ben
| kefertu: reddetmiştim
| bimā:
| eşraktumūni: beni ortak koşmanızı
| min:
| ḳablu: önceden
| inne: doğrusu
| Z-Zālimīne: zalimler
| lehum: (onlar) için vardır
| ǎƶābun: bir azab
| elīmun: acıklı
| (14:22)|ve udḣile: ve sokuldular
| elleƶīne: kimseler
| āmenū: inanan(lar)
| ve ǎmilū: ve yapanlar
| S-SāliHāti: iyi işyer
| cennātin: cennetlere
| tecrī: akan
| min:
| teHtihā: altlarından
| l-enhāru: ırmaklar
| ḣālidīne: sürekli kalacakları
| fīhā: orada
| biiƶni: izniyle
| rabbihim: Rablerinin
| teHiyyetuhum: onların dirlik temennileri
| fīhā: orada
| selāmun: selamdır
| (14:23)

| elleƶīne: kimseler
| āmenū: inanan(lar)
| ve ǎmilū: ve yapanlar
| S-SāliHāti: iyi işyer
| cennātin: cennetlere
| tecrī: akan
| min:
| teHtihā: altlarından
| l-enhāru: ırmaklar
| ḣālidīne: sürekli kalacakları
| fīhā: orada
| biiƶni: izniyle
| rabbihim: Rablerinin
| teHiyyetuhum: onların dirlik temennileri
| fīhā: orada
| selāmun: selamdır
| (14:23)|elem:
| tera: görmedin mi
| keyfe: nasıl
| Derabe: bir benzetme yaptı
| llahu: Allah
| meṧelen: benzeri
| kelimeten: sözün
| Tayyibeten: güzel
| keşeceratin: bir ağaç gibidir
| Tayyibetin: güzel
| eSluhā: kökü
| ṧābitun: sabit
| ve fer'ǔhā: ve dalları
| fī: olan
| s-semāi: gökte
| (14:24)

| tera: görmedin mi
| keyfe: nasıl
| Derabe: bir benzetme yaptı
| llahu: Allah
| meṧelen: benzeri
| kelimeten: sözün
| Tayyibeten: güzel
| keşeceratin: bir ağaç gibidir
| Tayyibetin: güzel
| eSluhā: kökü
| ṧābitun: sabit
| ve fer'ǔhā: ve dalları
| fī: olan
| s-semāi: gökte
| (14:24)|tu'tī: verir
| ukulehā: meyvesini
| kulle: her
| Hīnin: zaman
| biiƶni: izniyle
| rabbihā: Rabbinin
| ve yeDribu: benzetmeler yapar
| llahu: Allah
| l-emṧāle: misallerle
| linnāsi: insanlara
| leǎllehum: umulur ki
| yeteƶekkerūne: öğüt alırlar (diye)
| (14:25)

| ukulehā: meyvesini
| kulle: her
| Hīnin: zaman
| biiƶni: izniyle
| rabbihā: Rabbinin
| ve yeDribu: benzetmeler yapar
| llahu: Allah
| l-emṧāle: misallerle
| linnāsi: insanlara
| leǎllehum: umulur ki
| yeteƶekkerūne: öğüt alırlar (diye)
| (14:25)|ve meṧelu: ve durumu da
| kelimetin: sözün
| ḣabīṧetin: kötü
| keşeceratin: bir ağaca benzer
| ḣabīṧetin: kötü
| ctuṧṧet: gövdesi koparılmış
| min:
| fevḳi: üstünden
| l-erDi: yerin
| mā: olmayan
| lehā: onun
| min: hiç
| ḳarārin: kararı (kökü)
| (14:26)

| kelimetin: sözün
| ḣabīṧetin: kötü
| keşeceratin: bir ağaca benzer
| ḣabīṧetin: kötü
| ctuṧṧet: gövdesi koparılmış
| min:
| fevḳi: üstünden
| l-erDi: yerin
| mā: olmayan
| lehā: onun
| min: hiç
| ḳarārin: kararı (kökü)
| (14:26)|yuṧebbitu: tesbit eder
| llahu: Allah
| elleƶīne: kimseleri
| āmenū: inanan(ları)
| bil-ḳavli: söz ile
| ṧ-ṧābiti: sağlam
| fī:
| l-Hayāti: hayatında
| d-dunyā: dünya
| ve fī: ve
| l-āḣirati: ahirette
| ve yuDillu: ve şaşırtır
| llahu: Allah
| Z-Zālimīne: zalimleri
| ve yef'ǎlu: ve yapar
| llahu: Allah
| mā: ne
| yeşā'u: diliyorsa
| (14:27)

| llahu: Allah
| elleƶīne: kimseleri
| āmenū: inanan(ları)
| bil-ḳavli: söz ile
| ṧ-ṧābiti: sağlam
| fī:
| l-Hayāti: hayatında
| d-dunyā: dünya
| ve fī: ve
| l-āḣirati: ahirette
| ve yuDillu: ve şaşırtır
| llahu: Allah
| Z-Zālimīne: zalimleri
| ve yef'ǎlu: ve yapar
| llahu: Allah
| mā: ne
| yeşā'u: diliyorsa
| (14:27)|elem:
| tera: görmedin mi?
| ilā:
| elleƶīne: kimseleri
| beddelū: çeviren(leri)
| niǎ'mete: ni'metini
| llahi: Allah'ın
| kufran: nankörlüğe
| ve eHallū: ve konduranları
| ḳavmehum: kavimlerini
| dāra: yurduna
| l-bevāri: helak
| (14:28)

| tera: görmedin mi?
| ilā:
| elleƶīne: kimseleri
| beddelū: çeviren(leri)
| niǎ'mete: ni'metini
| llahi: Allah'ın
| kufran: nankörlüğe
| ve eHallū: ve konduranları
| ḳavmehum: kavimlerini
| dāra: yurduna
| l-bevāri: helak
| (14:28)|cehenneme: cehennemdir
| yeSlevnehā: yaslanacakları
| ve bi'se: ve ne kötü
| l-ḳarāru: bir duraktır o
| (14:29)

| yeSlevnehā: yaslanacakları
| ve bi'se: ve ne kötü
| l-ḳarāru: bir duraktır o
| (14:29)|ve ceǎlū: ve koştular
| lillahi: Allah'a
| endāden: eşler
| liyuDillū: saptırmak için
| ǎn: -ndan
| sebīlihi: O'nun yolu-
| ḳul: de ki
| temetteǔ: eğlenin
| feinne: şüphesiz
| meSīrakum: gideceğiniz yer
| ilā:
| n-nāri: ateştir
| (14:30)

| lillahi: Allah'a
| endāden: eşler
| liyuDillū: saptırmak için
| ǎn: -ndan
| sebīlihi: O'nun yolu-
| ḳul: de ki
| temetteǔ: eğlenin
| feinne: şüphesiz
| meSīrakum: gideceğiniz yer
| ilā:
| n-nāri: ateştir
| (14:30)|ḳul: söyle
| liǐbādiye: kullarıma
| elleƶīne: -kimseler
| āmenū: doğrulayan/emin
| yuḳīmū: -doğrulurlar
| S-Salāte: SaLâTe/Desteğe(MESAJ)-
| ve yunfiḳū: ve harcarlar
| mimmā: -şeyden
| razeḳnāhum: rızıklandırıldıkları-
| sirran: gizli
| ve ǎlāniyeten: ve açık
| min:
| ḳabli: önce
| en:
| ye'tiye: gelmeden
| yevmun: bir gün
| lā: ki yoktur
| bey'ǔn: bir alışveriş
| fīhi: onda
| ve lā: ne yoktur
| ḣilālun: bir dostluk
| (14:31)

| liǐbādiye: kullarıma
| elleƶīne: -kimseler
| āmenū: doğrulayan/emin
| yuḳīmū: -doğrulurlar
| S-Salāte: SaLâTe/Desteğe(MESAJ)-
| ve yunfiḳū: ve harcarlar
| mimmā: -şeyden
| razeḳnāhum: rızıklandırıldıkları-
| sirran: gizli
| ve ǎlāniyeten: ve açık
| min:
| ḳabli: önce
| en:
| ye'tiye: gelmeden
| yevmun: bir gün
| lā: ki yoktur
| bey'ǔn: bir alışveriş
| fīhi: onda
| ve lā: ne yoktur
| ḣilālun: bir dostluk
| (14:31)|Allahu: Allah
| lleƶī: O'dur ki
| ḣaleḳa: yarattı
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDe: ve yeri
| ve enzele: ve indirdi
| mine:
| s-semāi: gökten
| māen: su
| feeḣrace: ve çıkardı
| bihi: onunla
| mine: (çeşitli)
| ṧ-ṧemerāti: meyvalar
| rizḳan: rızık olarak
| lekum: size
| ve seḣḣara: ve emrinize verdi
| lekumu: sizin
| l-fulke: gemileri
| litecriye: akıp gitmesi için
| fī:
| l-beHri: denizde
| biemrihi: buyruğuyla
| ve seḣḣara: ve emrinize verdi
| lekumu: sizin
| l-enhāra: ırmakları
| (14:32)

| lleƶī: O'dur ki
| ḣaleḳa: yarattı
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDe: ve yeri
| ve enzele: ve indirdi
| mine:
| s-semāi: gökten
| māen: su
| feeḣrace: ve çıkardı
| bihi: onunla
| mine: (çeşitli)
| ṧ-ṧemerāti: meyvalar
| rizḳan: rızık olarak
| lekum: size
| ve seḣḣara: ve emrinize verdi
| lekumu: sizin
| l-fulke: gemileri
| litecriye: akıp gitmesi için
| fī:
| l-beHri: denizde
| biemrihi: buyruğuyla
| ve seḣḣara: ve emrinize verdi
| lekumu: sizin
| l-enhāra: ırmakları
| (14:32)|ve seḣḣara: ve emrinize verdi
| lekumu: sizin
| ş-şemse: güneşi
| velḳamera: ve ay'ı
| dāibeyni: düzenli seyreden
| ve seḣḣara: ve emrinize verdi
| lekumu: sizin
| l-leyle: geceyi
| ve nnehāra: ve gündüzü
| (14:33)

| lekumu: sizin
| ş-şemse: güneşi
| velḳamera: ve ay'ı
| dāibeyni: düzenli seyreden
| ve seḣḣara: ve emrinize verdi
| lekumu: sizin
| l-leyle: geceyi
| ve nnehāra: ve gündüzü
| (14:33)|ve ātākum: ve size verdi
| min: -den
| kulli: herşey-
| mā: ne varsa
| seeltumūhu: kendisinden istediğiniz
| ve in: ve eğer
| teǔddū: saymak isteseniz
| niǎ'mete: ni'metini
| llahi: Allah'ın
| lā:
| tuHSūhā: sayamazsınız
| inne: doğrusu
| l-insāne: insan
| leZelūmun: çok haksızlık edendir
| keffārun: çok nankördür
| (14:34)

| min: -den
| kulli: herşey-
| mā: ne varsa
| seeltumūhu: kendisinden istediğiniz
| ve in: ve eğer
| teǔddū: saymak isteseniz
| niǎ'mete: ni'metini
| llahi: Allah'ın
| lā:
| tuHSūhā: sayamazsınız
| inne: doğrusu
| l-insāne: insan
| leZelūmun: çok haksızlık edendir
| keffārun: çok nankördür
| (14:34)|ve iƶ: bir zaman
| ḳāle: şöyle demişti
| ibrāhīmu: İbrahim
| rabbi: Rabbim
| c'ǎl: kıl
| hāƶā: bu
| l-belede: şehri
| āminen: güvenli
| vecnubnī: beni uzak tut
| ve beniyye: ve oğullarımı
| en:
| neǎ'bude: tapmaktan
| l-eSnāme: putlara
| (14:35)

| ḳāle: şöyle demişti
| ibrāhīmu: İbrahim
| rabbi: Rabbim
| c'ǎl: kıl
| hāƶā: bu
| l-belede: şehri
| āminen: güvenli
| vecnubnī: beni uzak tut
| ve beniyye: ve oğullarımı
| en:
| neǎ'bude: tapmaktan
| l-eSnāme: putlara
| (14:35)|rabbi: Rabbim
| innehunne: şüphesiz onlar
| eDlelne: şaşırttılar
| keṧīran: birçoğunu
| mine: -dan
| n-nāsi: insanlar-
| femen: artık kim
| tebiǎnī: bana uyarsa
| feinnehu: şüphsiz o
| minnī: bendendir
| ve men: ve kim
| ǎSānī: bana karşı gelirse
| feinneke: şüphesiz sen
| ğafūrun: bağışlayansın
| raHīmun: esirgeyensin
| (14:36)

| innehunne: şüphesiz onlar
| eDlelne: şaşırttılar
| keṧīran: birçoğunu
| mine: -dan
| n-nāsi: insanlar-
| femen: artık kim
| tebiǎnī: bana uyarsa
| feinnehu: şüphsiz o
| minnī: bendendir
| ve men: ve kim
| ǎSānī: bana karşı gelirse
| feinneke: şüphesiz sen
| ğafūrun: bağışlayansın
| raHīmun: esirgeyensin
| (14:36)|rabbenā: Rabbimiz
| innī: ben
| eskentu: yerleştirdim
| min: (bazısını)
| ƶurrīyetī: çocuklarımdan
| bivādin: bir vadiye
| ğayri: olmayan
| ƶī: sahibi
| zer'ǐn: ekin
| ǐnde: katında
| beytike: Yapı'n(-senin)
| l-muHarrami: Yasaklılaştırılmış
| rabbenā: Rabbimiz
| liyuḳīmū: doğrulsunlar diye
| S-Salāte: SaLâTe/Desteğe
| fec'ǎl: artık kıl
| ef'ideten: gönüllerini
| mine: birtakım
| n-nāsi: insanların
| tehvī: meylettir
| ileyhim: onlara
| verzuḳhum: ve onları rızıklandır
| mine: (çeşitli)
| ṧ-ṧemerāti: meyvalarla
| leǎllehum: umulur ki
| yeşkurūne: şükrederler
| (14:37)

| innī: ben
| eskentu: yerleştirdim
| min: (bazısını)
| ƶurrīyetī: çocuklarımdan
| bivādin: bir vadiye
| ğayri: olmayan
| ƶī: sahibi
| zer'ǐn: ekin
| ǐnde: katında
| beytike: Yapı'n(-senin)
| l-muHarrami: Yasaklılaştırılmış
| rabbenā: Rabbimiz
| liyuḳīmū: doğrulsunlar diye
| S-Salāte: SaLâTe/Desteğe
| fec'ǎl: artık kıl
| ef'ideten: gönüllerini
| mine: birtakım
| n-nāsi: insanların
| tehvī: meylettir
| ileyhim: onlara
| verzuḳhum: ve onları rızıklandır
| mine: (çeşitli)
| ṧ-ṧemerāti: meyvalarla
| leǎllehum: umulur ki
| yeşkurūne: şükrederler
| (14:37)|rabbenā: Rabbimiz
| inneke: şüphesiz sen
| teǎ'lemu: bilirsin
| mā: şeyi
| nuḣfī: bizim gizlediğimiz
| ve mā: ve şeyi
| nuǎ'linu: açığa vurduğumuz
| ve mā: ve
| yeḣfā: gizli kalmaz
| ǎlā:
| llahi: Allah'a
| min: hiçbir
| şey'in: şey
| fī:
| l-erDi: yerde
| ve lā: ve ne de
| fī:
| s-semāi: gökte
| (14:38)

| inneke: şüphesiz sen
| teǎ'lemu: bilirsin
| mā: şeyi
| nuḣfī: bizim gizlediğimiz
| ve mā: ve şeyi
| nuǎ'linu: açığa vurduğumuz
| ve mā: ve
| yeḣfā: gizli kalmaz
| ǎlā:
| llahi: Allah'a
| min: hiçbir
| şey'in: şey
| fī:
| l-erDi: yerde
| ve lā: ve ne de
| fī:
| s-semāi: gökte
| (14:38)|El-Hamdu: hamdolsun
| lillahi: Allah'a
| lleƶī:
| vehebe: lutfeden
| lī: bana
| ǎlā:
| l-kiberi: ihtiyarlık çağımda
| ismāǐyle: İsma'il'i
| ve isHāḳa: ve İshak'ı
| inne: şüphesiz
| rabbī: Rabbim
| lesemīǔ: işitendir
| d-duǎā'i: du'ayı
| (14:39)

| lillahi: Allah'a
| lleƶī:
| vehebe: lutfeden
| lī: bana
| ǎlā:
| l-kiberi: ihtiyarlık çağımda
| ismāǐyle: İsma'il'i
| ve isHāḳa: ve İshak'ı
| inne: şüphesiz
| rabbī: Rabbim
| lesemīǔ: işitendir
| d-duǎā'i: du'ayı
| (14:39)|rabbi: Rabbim
| c'ǎlnī: beni kıl
| muḳīme: -doğrulmuş
| S-Salāti: SaLâTe/Desteğe-
| ve min: ve
| ƶurrīyetī: zürriyetimi
| rabbenā: Rabbimiz
| ve teḳabbel: kabul buyur
| duǎā'i: du'amı
| (14:40)

| c'ǎlnī: beni kıl
| muḳīme: -doğrulmuş
| S-Salāti: SaLâTe/Desteğe-
| ve min: ve
| ƶurrīyetī: zürriyetimi
| rabbenā: Rabbimiz
| ve teḳabbel: kabul buyur
| duǎā'i: du'amı
| (14:40)|rabbenā: Rabbimiz
| ğfir: bağışla
| lī: beni
| velivālideyye: anamı-babamı
| velilmu'minīne: ve mü'minleri
| yevme: gün
| yeḳūmu: görüleceği
| l-Hisābu: hesabın
| (14:41)

| ğfir: bağışla
| lī: beni
| velivālideyye: anamı-babamı
| velilmu'minīne: ve mü'minleri
| yevme: gün
| yeḳūmu: görüleceği
| l-Hisābu: hesabın
| (14:41)|ve lā:
| teHsebenne: sanma
| llahe: Allah'ı
| ğāfilen: gafil
| ǎmmā: şeylerden
| yeǎ'melu: yaptığı
| Z-Zālimūne: zalimlerin
| innemā: muhakkak O
| yu'eḣḣiruhum: ertelemektedir
| liyevmin: bir güne
| teşḣaSu: (dehşetten) donup kalacağı
| fīhi: onda
| l-ebSāru: gözlerin
| (14:42)

| teHsebenne: sanma
| llahe: Allah'ı
| ğāfilen: gafil
| ǎmmā: şeylerden
| yeǎ'melu: yaptığı
| Z-Zālimūne: zalimlerin
| innemā: muhakkak O
| yu'eḣḣiruhum: ertelemektedir
| liyevmin: bir güne
| teşḣaSu: (dehşetten) donup kalacağı
| fīhi: onda
| l-ebSāru: gözlerin
| (14:42)|muhTiǐyne: koşarlar
| muḳniǐy: dikerek
| ru'ūsihim: başlarını
| lā:
| yerteddu: dönmez
| ileyhim: kendilerine
| Tarfuhum: bakışları
| ve ef'idetuhum: ve yüreklerinin içi de
| hevā'un: bomboştur
| (14:43)

| muḳniǐy: dikerek
| ru'ūsihim: başlarını
| lā:
| yerteddu: dönmez
| ileyhim: kendilerine
| Tarfuhum: bakışları
| ve ef'idetuhum: ve yüreklerinin içi de
| hevā'un: bomboştur
| (14:43)|ve enƶiri: ve uyar
| n-nāse: insanları
| yevme: güne (karşı)
| ye'tīhimu: kendilerine geleceği
| l-ǎƶābu: azabın
| feyeḳūlu: ve diyecekleri
| elleƶīne:
| Zelemū: zalimlerin
| rabbenā: Rabbimiz
| eḣḣirnā: bizi ertele
| ilā: -ye kadar
| ecelin: bir süre-
| ḳarībin: yakın
| nucib: gelelim
| deǎ'veteke: senin çağrına
| ve nettebiǐ: ve uyalım
| r-rusule: elçilere
| evelem:
| tekūnū: etmemiş miydiniz?
| eḳsemtum: yemininizi
| min:
| ḳablu: önceden
| mā: olmadığına
| lekum: sizin için
| min: hiçbir
| zevālin: zeval
| (14:44)

| n-nāse: insanları
| yevme: güne (karşı)
| ye'tīhimu: kendilerine geleceği
| l-ǎƶābu: azabın
| feyeḳūlu: ve diyecekleri
| elleƶīne:
| Zelemū: zalimlerin
| rabbenā: Rabbimiz
| eḣḣirnā: bizi ertele
| ilā: -ye kadar
| ecelin: bir süre-
| ḳarībin: yakın
| nucib: gelelim
| deǎ'veteke: senin çağrına
| ve nettebiǐ: ve uyalım
| r-rusule: elçilere
| evelem:
| tekūnū: etmemiş miydiniz?
| eḳsemtum: yemininizi
| min:
| ḳablu: önceden
| mā: olmadığına
| lekum: sizin için
| min: hiçbir
| zevālin: zeval
| (14:44)|ve sekentum: ve oturmuştunuz
| fī:
| mesākini: yerlerinde
| elleƶīne: kimselerin
| Zelemū: zulmeden(lerin)
| enfusehum: kendilerine
| ve tebeyyene: ve belli olmuştu
| lekum: size
| keyfe: nasıl
| feǎlnā: yaptığımız
| bihim: onlara
| ve Derabnā: ve anlatmıştık
| lekumu: size
| l-emṧāle: misallerle
| (14:45)

| fī:
| mesākini: yerlerinde
| elleƶīne: kimselerin
| Zelemū: zulmeden(lerin)
| enfusehum: kendilerine
| ve tebeyyene: ve belli olmuştu
| lekum: size
| keyfe: nasıl
| feǎlnā: yaptığımız
| bihim: onlara
| ve Derabnā: ve anlatmıştık
| lekumu: size
| l-emṧāle: misallerle
| (14:45)|ve ḳad: ve kuşkusuz
| mekerū: onlar kurdular
| mekrahum: tuzaklarını
| veǐnde: oysa yanındadır
| llahi: Allah'ın
| mekruhum: onların tuzakları
| vein: eğer
| kāne: olsa bile
| mekruhum: tuzakları
| litezūle: yerinden kaldıracak
| minhu:
| l-cibālu: dağları
| (14:46)

| mekerū: onlar kurdular
| mekrahum: tuzaklarını
| veǐnde: oysa yanındadır
| llahi: Allah'ın
| mekruhum: onların tuzakları
| vein: eğer
| kāne: olsa bile
| mekruhum: tuzakları
| litezūle: yerinden kaldıracak
| minhu:
| l-cibālu: dağları
| (14:46)|felā: sakın
| teHsebenne: sanma
| llahe: Allah'ı
| muḣlife: cayar
| veǎ'dihi: verdiği sözden
| rusulehu: elçilerine
| inne: çünkü
| llahe: Allah
| ǎzīzun: daima üstündür
| ƶū: sahibidir
| ntiḳāmin: intikam
| (14:47)

| teHsebenne: sanma
| llahe: Allah'ı
| muḣlife: cayar
| veǎ'dihi: verdiği sözden
| rusulehu: elçilerine
| inne: çünkü
| llahe: Allah
| ǎzīzun: daima üstündür
| ƶū: sahibidir
| ntiḳāmin: intikam
| (14:47)|yevme: o gün
| tubeddelu: değiştirilir
| l-erDu: yer
| ğayra: başka
| l-erDi: yere
| ve ssemāvātu: ve gökler de
| ve berazū: ve gelirler
| lillahi: Allah'ın huzuruna
| l-vāHidi: tek (olan)
| l-ḳahhāri: kahredici (olan)
| (14:48)

| tubeddelu: değiştirilir
| l-erDu: yer
| ğayra: başka
| l-erDi: yere
| ve ssemāvātu: ve gökler de
| ve berazū: ve gelirler
| lillahi: Allah'ın huzuruna
| l-vāHidi: tek (olan)
| l-ḳahhāri: kahredici (olan)
| (14:48)|ve terā: ve görürsün
| l-mucrimīne: suçluları
| yevmeiƶin: o gün
| muḳarranīne: birbirine yaklaştırılmış
| fī: içinde
| l-eSfādi: zincirler
| (14:49)

| l-mucrimīne: suçluları
| yevmeiƶin: o gün
| muḳarranīne: birbirine yaklaştırılmış
| fī: içinde
| l-eSfādi: zincirler
| (14:49)|serābīluhum: gömlekleri
| min: -dandır
| ḳaTirānin: katran-
| ve teğşā: ve kaplamaktadır
| vucūhehumu: yüzlerini
| n-nāru: ateş
| (14:50)

| min: -dandır
| ḳaTirānin: katran-
| ve teğşā: ve kaplamaktadır
| vucūhehumu: yüzlerini
| n-nāru: ateş
| (14:50)