48Fetih Suresi
Kuran Sırası: 48
İniş Sırası: 111
Kırık Meal (Arapça) Meali
|إِنَّا: elbette biz
| فَتَحْنَا: açtık (fetih verdik)
| لَكَ: sana
| فَتْحًا: bir fetih
| مُبِينًا: apaçık
| (48:1)

| فَتَحْنَا: açtık (fetih verdik)
| لَكَ: sana
| فَتْحًا: bir fetih
| مُبِينًا: apaçık
| (48:1)|لِيَغْفِرَ: ki bağışlasın (diye)
| لَكَ: senin
| اللَّهُ: Allah
| مَا: ne varsa
| تَقَدَّمَ: geçmiş
| مِنْ: -dan
| ذَنْبِكَ: günahların-
| وَمَا: ve ne varsa
| تَأَخَّرَ: gelecek (günahlarından)
| وَيُتِمَّ: ve tamamlasın (diye)
| نِعْمَتَهُ: ni'metini
| عَلَيْكَ: sana olan
| وَيَهْدِيَكَ: ve seni iletsin (diye)
| صِرَاطًا: bir yola
| مُسْتَقِيمًا: doğru
| (48:2)

| لَكَ: senin
| اللَّهُ: Allah
| مَا: ne varsa
| تَقَدَّمَ: geçmiş
| مِنْ: -dan
| ذَنْبِكَ: günahların-
| وَمَا: ve ne varsa
| تَأَخَّرَ: gelecek (günahlarından)
| وَيُتِمَّ: ve tamamlasın (diye)
| نِعْمَتَهُ: ni'metini
| عَلَيْكَ: sana olan
| وَيَهْدِيَكَ: ve seni iletsin (diye)
| صِرَاطًا: bir yola
| مُسْتَقِيمًا: doğru
| (48:2)|وَيَنْصُرَكَ: ve sana yardım etsin (diye)
| اللَّهُ: Allah
| نَصْرًا: bir yardımla (zaferle)
| عَزِيزًا: şanlı
| (48:3)

| اللَّهُ: Allah
| نَصْرًا: bir yardımla (zaferle)
| عَزِيزًا: şanlı
| (48:3)|هُوَ: O
| الَّذِي: ki
| أَنْزَلَ: indirendir
| السَّكِينَةَ: huzur
| فِي:
| قُلُوبِ: kalblerine
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minlerin
| لِيَزْدَادُوا: artırmak için
| إِيمَانًا: imanlarını
| مَعَ: beraber
| إِيمَانِهِمْ: imanlarıyla
| وَلِلَّهِ: Allah'ındır
| جُنُودُ: askerleri
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| عَلِيمًا: bilendir
| حَكِيمًا: hüküm ve hikmet sahibidir
| (48:4)

| الَّذِي: ki
| أَنْزَلَ: indirendir
| السَّكِينَةَ: huzur
| فِي:
| قُلُوبِ: kalblerine
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minlerin
| لِيَزْدَادُوا: artırmak için
| إِيمَانًا: imanlarını
| مَعَ: beraber
| إِيمَانِهِمْ: imanlarıyla
| وَلِلَّهِ: Allah'ındır
| جُنُودُ: askerleri
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| عَلِيمًا: bilendir
| حَكِيمًا: hüküm ve hikmet sahibidir
| (48:4)|لِيُدْخِلَ: soksun diye
| الْمُؤْمِنِينَ: inanan erkekleri
| وَالْمُؤْمِنَاتِ: ve inanan kadınları
| جَنَّاتٍ: cennetlere
| تَجْرِي: akan
| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altlarından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| خَالِدِينَ: ebedi kalacakları
| فِيهَا: içinde
| وَيُكَفِّرَ: ve örtsün diye
| عَنْهُمْ: onların
| سَيِّئَاتِهِمْ: kötülüklerini
| وَكَانَ: ve (gerçekten)
| ذَٰلِكَ: bu
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| فَوْزًا: bir başarıdır
| عَظِيمًا: büyük
| (48:5)

| الْمُؤْمِنِينَ: inanan erkekleri
| وَالْمُؤْمِنَاتِ: ve inanan kadınları
| جَنَّاتٍ: cennetlere
| تَجْرِي: akan
| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altlarından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| خَالِدِينَ: ebedi kalacakları
| فِيهَا: içinde
| وَيُكَفِّرَ: ve örtsün diye
| عَنْهُمْ: onların
| سَيِّئَاتِهِمْ: kötülüklerini
| وَكَانَ: ve (gerçekten)
| ذَٰلِكَ: bu
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| فَوْزًا: bir başarıdır
| عَظِيمًا: büyük
| (48:5)|وَيُعَذِّبَ: ve azabetsin diye
| الْمُنَافِقِينَ: münafık erkeklere
| وَالْمُنَافِقَاتِ: ve münafık kadınlara
| وَالْمُشْرِكِينَ: ve ortak koşan erkeklere
| وَالْمُشْرِكَاتِ: ve ortak koşan kadınlara
| الظَّانِّينَ: zanda bulunan
| بِاللَّهِ: Allah hakkında
| ظَنَّ: zan ile
| السَّوْءِ: kötü
| عَلَيْهِمْ: başlarına gelsin!
| دَائِرَةُ: çemberi (olaylar)
| السَّوْءِ: kötülük
| وَغَضِبَ: gazab etmiştir
| اللَّهُ: Allah
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَلَعَنَهُمْ: ve onları la'netlemiştir
| وَأَعَدَّ: ve hazırlamıştır
| لَهُمْ: onlara
| جَهَنَّمَ: cehennemi
| وَسَاءَتْ: ve orası ne kötü
| مَصِيرًا: bir varılacak yerdir
| (48:6)

| الْمُنَافِقِينَ: münafık erkeklere
| وَالْمُنَافِقَاتِ: ve münafık kadınlara
| وَالْمُشْرِكِينَ: ve ortak koşan erkeklere
| وَالْمُشْرِكَاتِ: ve ortak koşan kadınlara
| الظَّانِّينَ: zanda bulunan
| بِاللَّهِ: Allah hakkında
| ظَنَّ: zan ile
| السَّوْءِ: kötü
| عَلَيْهِمْ: başlarına gelsin!
| دَائِرَةُ: çemberi (olaylar)
| السَّوْءِ: kötülük
| وَغَضِبَ: gazab etmiştir
| اللَّهُ: Allah
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَلَعَنَهُمْ: ve onları la'netlemiştir
| وَأَعَدَّ: ve hazırlamıştır
| لَهُمْ: onlara
| جَهَنَّمَ: cehennemi
| وَسَاءَتْ: ve orası ne kötü
| مَصِيرًا: bir varılacak yerdir
| (48:6)|وَلِلَّهِ: Allah'ındır
| جُنُودُ: askerleri
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| عَزِيزًا: azizdir
| حَكِيمًا: hakimdir
| (48:7)

| جُنُودُ: askerleri
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| عَزِيزًا: azizdir
| حَكِيمًا: hakimdir
| (48:7)|إِنَّا: elbette biz
| أَرْسَلْنَاكَ: seni gönderdik
| شَاهِدًا: şahid
| وَمُبَشِّرًا: ve müjdeleyici
| وَنَذِيرًا: ve uyarıcı
| (48:8)

| أَرْسَلْنَاكَ: seni gönderdik
| شَاهِدًا: şahid
| وَمُبَشِّرًا: ve müjdeleyici
| وَنَذِيرًا: ve uyarıcı
| (48:8)|لِتُؤْمِنُوا: ki inanasınız
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَرَسُولِهِ: ve Resulüne
| وَتُعَزِّرُوهُ: O'nu destekleyesiniz
| وَتُوَقِّرُوهُ: Ona saygı gösteresiniz
| وَتُسَبِّحُوهُ: ve O'nu tesbih edesiniz
| بُكْرَةً: sabah
| وَأَصِيلًا: ve akşam
| (48:9)

| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَرَسُولِهِ: ve Resulüne
| وَتُعَزِّرُوهُ: O'nu destekleyesiniz
| وَتُوَقِّرُوهُ: Ona saygı gösteresiniz
| وَتُسَبِّحُوهُ: ve O'nu tesbih edesiniz
| بُكْرَةً: sabah
| وَأَصِيلًا: ve akşam
| (48:9)|إِنَّ: şüphesiz
| الَّذِينَ: kimseler
| يُبَايِعُونَكَ: sana bi'at eden(ler)
| إِنَّمَا: gerçekte
| يُبَايِعُونَ: bi'at etmektedirler
| اللَّهَ: Allah'a
| يَدُ: eli
| اللَّهِ: Allah'ın
| فَوْقَ: üzerindedir
| أَيْدِيهِمْ: onların ellerinin
| فَمَنْ: o halde kim
| نَكَثَ: ahdini bozarsa
| فَإِنَّمَا: şüphesiz
| يَنْكُثُ: bozmuş olur
| عَلَىٰ: aleyhine
| نَفْسِهِ: kendi
| وَمَنْ: ve kim
| أَوْفَىٰ: tutarsa
| بِمَا:
| عَاهَدَ: verdiği sözü
| عَلَيْهُ: O'na
| اللَّهَ: Allah
| فَسَيُؤْتِيهِ: ona verecektir
| أَجْرًا: bir mükafat
| عَظِيمًا: büyük
| (48:10)

| الَّذِينَ: kimseler
| يُبَايِعُونَكَ: sana bi'at eden(ler)
| إِنَّمَا: gerçekte
| يُبَايِعُونَ: bi'at etmektedirler
| اللَّهَ: Allah'a
| يَدُ: eli
| اللَّهِ: Allah'ın
| فَوْقَ: üzerindedir
| أَيْدِيهِمْ: onların ellerinin
| فَمَنْ: o halde kim
| نَكَثَ: ahdini bozarsa
| فَإِنَّمَا: şüphesiz
| يَنْكُثُ: bozmuş olur
| عَلَىٰ: aleyhine
| نَفْسِهِ: kendi
| وَمَنْ: ve kim
| أَوْفَىٰ: tutarsa
| بِمَا:
| عَاهَدَ: verdiği sözü
| عَلَيْهُ: O'na
| اللَّهَ: Allah
| فَسَيُؤْتِيهِ: ona verecektir
| أَجْرًا: bir mükafat
| عَظِيمًا: büyük
| (48:10)|سَيَقُولُ: diyecekler ki
| لَكَ: sana
| الْمُخَلَّفُونَ: geri bırakılanlar
| مِنَ: -dan
| الْأَعْرَابِ: Araplar-
| شَغَلَتْنَا: bizi alıkoydu
| أَمْوَالُنَا: mallarımız
| وَأَهْلُونَا: ve çocuklarımız
| فَاسْتَغْفِرْ: mağfiret dile
| لَنَا: bizim için
| يَقُولُونَ: onlar söylüyorlar
| بِأَلْسِنَتِهِمْ: dilleriyle
| مَا: bir şeyi
| لَيْسَ: olmayan
| فِي:
| قُلُوبِهِمْ: kalblerinde
| قُلْ: de ki
| فَمَنْ: kim?
| يَمْلِكُ: engel olabilir
| لَكُمْ: sizin için
| مِنَ: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| شَيْئًا: herhangi bir şeyle
| إِنْ: eğer
| أَرَادَ: istese
| بِكُمْ: size
| ضَرًّا: bir zarar vermek
| أَوْ: yahut
| أَرَادَ: istese
| بِكُمْ: size
| نَفْعًا: bir yarar vermek
| بَلْ: hayır
| كَانَ:
| اللَّهُ: Allah
| بِمَا: olduklarınızı
| تَعْمَلُونَ: yapıyor(lar)
| خَبِيرًا: haber almaktadır
| (48:11)

| لَكَ: sana
| الْمُخَلَّفُونَ: geri bırakılanlar
| مِنَ: -dan
| الْأَعْرَابِ: Araplar-
| شَغَلَتْنَا: bizi alıkoydu
| أَمْوَالُنَا: mallarımız
| وَأَهْلُونَا: ve çocuklarımız
| فَاسْتَغْفِرْ: mağfiret dile
| لَنَا: bizim için
| يَقُولُونَ: onlar söylüyorlar
| بِأَلْسِنَتِهِمْ: dilleriyle
| مَا: bir şeyi
| لَيْسَ: olmayan
| فِي:
| قُلُوبِهِمْ: kalblerinde
| قُلْ: de ki
| فَمَنْ: kim?
| يَمْلِكُ: engel olabilir
| لَكُمْ: sizin için
| مِنَ: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| شَيْئًا: herhangi bir şeyle
| إِنْ: eğer
| أَرَادَ: istese
| بِكُمْ: size
| ضَرًّا: bir zarar vermek
| أَوْ: yahut
| أَرَادَ: istese
| بِكُمْ: size
| نَفْعًا: bir yarar vermek
| بَلْ: hayır
| كَانَ:
| اللَّهُ: Allah
| بِمَا: olduklarınızı
| تَعْمَلُونَ: yapıyor(lar)
| خَبِيرًا: haber almaktadır
| (48:11)|بَلْ: herhalde
| ظَنَنْتُمْ: siz sandınız
| أَنْ: ki
| لَنْ:
| يَنْقَلِبَ: dönmeyecekler
| الرَّسُولُ: elçi
| وَالْمُؤْمِنُونَ: ve mü'minler
| إِلَىٰ:
| أَهْلِيهِمْ: ailelerine
| أَبَدًا: bir daha asla
| وَزُيِّنَ: ve süslendirildi
| ذَٰلِكَ: bu
| فِي:
| قُلُوبِكُمْ: gönüllerinizde
| وَظَنَنْتُمْ: ve zanda bulundunuz
| ظَنَّ: bir zan ile
| السَّوْءِ: kötü
| وَكُنْتُمْ: ve oldunuz
| قَوْمًا: bir topluluk
| بُورًا: helaki hak etmiş
| (48:12)

| ظَنَنْتُمْ: siz sandınız
| أَنْ: ki
| لَنْ:
| يَنْقَلِبَ: dönmeyecekler
| الرَّسُولُ: elçi
| وَالْمُؤْمِنُونَ: ve mü'minler
| إِلَىٰ:
| أَهْلِيهِمْ: ailelerine
| أَبَدًا: bir daha asla
| وَزُيِّنَ: ve süslendirildi
| ذَٰلِكَ: bu
| فِي:
| قُلُوبِكُمْ: gönüllerinizde
| وَظَنَنْتُمْ: ve zanda bulundunuz
| ظَنَّ: bir zan ile
| السَّوْءِ: kötü
| وَكُنْتُمْ: ve oldunuz
| قَوْمًا: bir topluluk
| بُورًا: helaki hak etmiş
| (48:12)|وَمَنْ: ve kim
| لَمْ:
| يُؤْمِنْ: inanmazsa
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَرَسُولِهِ: ve Elçisine
| فَإِنَّا: bilsin ki biz
| أَعْتَدْنَا: hazırlamışızdır
| لِلْكَافِرِينَ: kafirler için
| سَعِيرًا: alevli bir ateş
| (48:13)

| لَمْ:
| يُؤْمِنْ: inanmazsa
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَرَسُولِهِ: ve Elçisine
| فَإِنَّا: bilsin ki biz
| أَعْتَدْنَا: hazırlamışızdır
| لِلْكَافِرِينَ: kafirler için
| سَعِيرًا: alevli bir ateş
| (48:13)|وَلِلَّهِ: ve Allah'ındır
| مُلْكُ: mülkü
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| يَغْفِرُ: bağışlar
| لِمَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| وَيُعَذِّبُ: ve azab eder
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| غَفُورًا: bağışlayandır
| رَحِيمًا: esirgeyendir
| (48:14)

| مُلْكُ: mülkü
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| يَغْفِرُ: bağışlar
| لِمَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| وَيُعَذِّبُ: ve azab eder
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| غَفُورًا: bağışlayandır
| رَحِيمًا: esirgeyendir
| (48:14)|سَيَقُولُ: diyecekler
| الْمُخَلَّفُونَ: geri bırakılanlar
| إِذَا: zaman
| انْطَلَقْتُمْ: gittiğiniz
| إِلَىٰ:
| مَغَانِمَ: ganimetlere
| لِتَأْخُذُوهَا: onları almak için
| ذَرُونَا: bizi bırakın
| نَتَّبِعْكُمْ: sizinle beraber gelelim
| يُرِيدُونَ: onlar istiyorlar
| أَنْ:
| يُبَدِّلُوا: değiştirmek
| كَلَامَ: sözünü
| اللَّهِ: Allah'ın
| قُلْ: de ki
| لَنْ: asla
| تَتَّبِعُونَا: siz bizimle gelemezsiniz
| كَذَٰلِكُمْ: böyle
| قَالَ: buyurdu
| اللَّهُ: Allah
| مِنْ:
| قَبْلُ: önceden
| فَسَيَقُولُونَ: onlar diyecekler
| بَلْ: hayır
| تَحْسُدُونَنَا: bizi çekemiyorsunuz
| بَلْ: hayır
| كَانُوا: onlar
| لَا:
| يَفْقَهُونَ: anlamazlar
| إِلَّا: dışında
| قَلِيلًا: pek azı
| (48:15)

| الْمُخَلَّفُونَ: geri bırakılanlar
| إِذَا: zaman
| انْطَلَقْتُمْ: gittiğiniz
| إِلَىٰ:
| مَغَانِمَ: ganimetlere
| لِتَأْخُذُوهَا: onları almak için
| ذَرُونَا: bizi bırakın
| نَتَّبِعْكُمْ: sizinle beraber gelelim
| يُرِيدُونَ: onlar istiyorlar
| أَنْ:
| يُبَدِّلُوا: değiştirmek
| كَلَامَ: sözünü
| اللَّهِ: Allah'ın
| قُلْ: de ki
| لَنْ: asla
| تَتَّبِعُونَا: siz bizimle gelemezsiniz
| كَذَٰلِكُمْ: böyle
| قَالَ: buyurdu
| اللَّهُ: Allah
| مِنْ:
| قَبْلُ: önceden
| فَسَيَقُولُونَ: onlar diyecekler
| بَلْ: hayır
| تَحْسُدُونَنَا: bizi çekemiyorsunuz
| بَلْ: hayır
| كَانُوا: onlar
| لَا:
| يَفْقَهُونَ: anlamazlar
| إِلَّا: dışında
| قَلِيلًا: pek azı
| (48:15)|قُلْ: de ki
| لِلْمُخَلَّفِينَ: geride kalanlara
| مِنَ: dan
| الْأَعْرَابِ: Araplar-
| سَتُدْعَوْنَ: siz yakında da'vet edileceksiniz
| إِلَىٰ: karşı
| قَوْمٍ: bir kavme
| أُولِي: sahibi
| بَأْسٍ: güç
| شَدِيدٍ: çok kuvvetli
| تُقَاتِلُونَهُمْ: onlarla savaşırsınız
| أَوْ: yahut
| يُسْلِمُونَ: (onlar) müslüman olurlar
| فَإِنْ: eğer
| تُطِيعُوا: ita'at ederseniz
| يُؤْتِكُمُ: size verir
| اللَّهُ: Allah
| أَجْرًا: bir mükafat
| حَسَنًا: güzel
| وَإِنْ: ve eğer
| تَتَوَلَّوْا: dönerseniz
| كَمَا: gibi
| تَوَلَّيْتُمْ: döndüğünüz
| مِنْ:
| قَبْلُ: önceden
| يُعَذِّبْكُمْ: size azabeder
| عَذَابًا: bir azapla
| أَلِيمًا: acıklı
| (48:16)

| لِلْمُخَلَّفِينَ: geride kalanlara
| مِنَ: dan
| الْأَعْرَابِ: Araplar-
| سَتُدْعَوْنَ: siz yakında da'vet edileceksiniz
| إِلَىٰ: karşı
| قَوْمٍ: bir kavme
| أُولِي: sahibi
| بَأْسٍ: güç
| شَدِيدٍ: çok kuvvetli
| تُقَاتِلُونَهُمْ: onlarla savaşırsınız
| أَوْ: yahut
| يُسْلِمُونَ: (onlar) müslüman olurlar
| فَإِنْ: eğer
| تُطِيعُوا: ita'at ederseniz
| يُؤْتِكُمُ: size verir
| اللَّهُ: Allah
| أَجْرًا: bir mükafat
| حَسَنًا: güzel
| وَإِنْ: ve eğer
| تَتَوَلَّوْا: dönerseniz
| كَمَا: gibi
| تَوَلَّيْتُمْ: döndüğünüz
| مِنْ:
| قَبْلُ: önceden
| يُعَذِّبْكُمْ: size azabeder
| عَذَابًا: bir azapla
| أَلِيمًا: acıklı
| (48:16)|لَيْسَ: yoktur
| عَلَى:
| الْأَعْمَىٰ: köre
| حَرَجٌ: güçlük
| وَلَا: ve yoktur
| عَلَى:
| الْأَعْرَجِ: topala
| حَرَجٌ: güçlük
| وَلَا: ve yoktur
| عَلَى:
| الْمَرِيضِ: hastaya
| حَرَجٌ: güçlük
| وَمَنْ: ve kim
| يُطِعِ: ita'at ederse
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| يُدْخِلْهُ: onu sokar
| جَنَّاتٍ: cennetlere
| تَجْرِي: akan
| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| وَمَنْ: ve kim
| يَتَوَلَّ: yüz çevirirse
| يُعَذِّبْهُ: onu azablandırır
| عَذَابًا: bir azaba
| أَلِيمًا: acıklı
| (48:17)

| عَلَى:
| الْأَعْمَىٰ: köre
| حَرَجٌ: güçlük
| وَلَا: ve yoktur
| عَلَى:
| الْأَعْرَجِ: topala
| حَرَجٌ: güçlük
| وَلَا: ve yoktur
| عَلَى:
| الْمَرِيضِ: hastaya
| حَرَجٌ: güçlük
| وَمَنْ: ve kim
| يُطِعِ: ita'at ederse
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| يُدْخِلْهُ: onu sokar
| جَنَّاتٍ: cennetlere
| تَجْرِي: akan
| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| وَمَنْ: ve kim
| يَتَوَلَّ: yüz çevirirse
| يُعَذِّبْهُ: onu azablandırır
| عَذَابًا: bir azaba
| أَلِيمًا: acıklı
| (48:17)|لَقَدْ: andolsun
| رَضِيَ: razı olmuştur
| اللَّهُ: Allah
| عَنِ: -den
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler-
| إِذْ: zaman
| يُبَايِعُونَكَ: sana bi'at ettikleri
| تَحْتَ: altında
| الشَّجَرَةِ: ağacın
| فَعَلِمَ: bildi
| مَا: olanı
| فِي:
| قُلُوبِهِمْ: onların kalplerinde
| فَأَنْزَلَ: ve indirdi
| السَّكِينَةَ: huzur ve güven
| عَلَيْهِمْ: onların üzerine
| وَأَثَابَهُمْ: ve onlara verdi
| فَتْحًا: bir fetih
| قَرِيبًا: yakın
| (48:18)

| رَضِيَ: razı olmuştur
| اللَّهُ: Allah
| عَنِ: -den
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler-
| إِذْ: zaman
| يُبَايِعُونَكَ: sana bi'at ettikleri
| تَحْتَ: altında
| الشَّجَرَةِ: ağacın
| فَعَلِمَ: bildi
| مَا: olanı
| فِي:
| قُلُوبِهِمْ: onların kalplerinde
| فَأَنْزَلَ: ve indirdi
| السَّكِينَةَ: huzur ve güven
| عَلَيْهِمْ: onların üzerine
| وَأَثَابَهُمْ: ve onlara verdi
| فَتْحًا: bir fetih
| قَرِيبًا: yakın
| (48:18)|وَمَغَانِمَ: ve ganimetler (bahşeyledi)
| كَثِيرَةً: birçok
| يَأْخُذُونَهَا: alacakları
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| عَزِيزًا: üstündür
| حَكِيمًا: hüküm ve hikmet sahibidir
| (48:19)

| كَثِيرَةً: birçok
| يَأْخُذُونَهَا: alacakları
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| عَزِيزًا: üstündür
| حَكِيمًا: hüküm ve hikmet sahibidir
| (48:19)|وَعَدَكُمُ: size va'detti
| اللَّهُ: Allah
| مَغَانِمَ: ganimetler
| كَثِيرَةً: birçok
| تَأْخُذُونَهَا: elde edeceğiniz
| فَعَجَّلَ: şimdilik verdi
| لَكُمْ: size
| هَٰذِهِ: bunu (Hudeybiye Barışı)
| وَكَفَّ: ve çekti
| أَيْدِيَ: ellerini
| النَّاسِ: insanların
| عَنْكُمْ: sizden
| وَلِتَكُونَ: olsun diye
| ايَةً: bir ibret
| لِلْمُؤْمِنِينَ: inananlara
| وَيَهْدِيَكُمْ: ve sizi iletsin diye
| صِرَاطًا: yola
| مُسْتَقِيمًا: dosdoğru
| (48:20)

| اللَّهُ: Allah
| مَغَانِمَ: ganimetler
| كَثِيرَةً: birçok
| تَأْخُذُونَهَا: elde edeceğiniz
| فَعَجَّلَ: şimdilik verdi
| لَكُمْ: size
| هَٰذِهِ: bunu (Hudeybiye Barışı)
| وَكَفَّ: ve çekti
| أَيْدِيَ: ellerini
| النَّاسِ: insanların
| عَنْكُمْ: sizden
| وَلِتَكُونَ: olsun diye
| ايَةً: bir ibret
| لِلْمُؤْمِنِينَ: inananlara
| وَيَهْدِيَكُمْ: ve sizi iletsin diye
| صِرَاطًا: yola
| مُسْتَقِيمًا: dosdoğru
| (48:20)|وَأُخْرَىٰ: ve başka (şeyler)
| لَمْ:
| تَقْدِرُوا: henüz ele geçiremediniz
| عَلَيْهَا: onları
| قَدْ: fakat
| أَحَاطَ: kuşatmıştır
| اللَّهُ: Allah
| بِهَا: onları
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرًا: kadirdir
| (48:21)

| لَمْ:
| تَقْدِرُوا: henüz ele geçiremediniz
| عَلَيْهَا: onları
| قَدْ: fakat
| أَحَاطَ: kuşatmıştır
| اللَّهُ: Allah
| بِهَا: onları
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرًا: kadirdir
| (48:21)|وَلَوْ: ve eğer
| قَاتَلَكُمُ: sizinle savaşsalardı
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| لَوَلَّوُا: dön(üp kaç)arlardı
| الْأَدْبَارَ: arkalarına
| ثُمَّ: sonra
| لَا:
| يَجِدُونَ: bulamazlardı
| وَلِيًّا: bir koruyucu
| وَلَا: ne de
| نَصِيرًا: bir yardımcı
| (48:22)

| قَاتَلَكُمُ: sizinle savaşsalardı
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| لَوَلَّوُا: dön(üp kaç)arlardı
| الْأَدْبَارَ: arkalarına
| ثُمَّ: sonra
| لَا:
| يَجِدُونَ: bulamazlardı
| وَلِيًّا: bir koruyucu
| وَلَا: ne de
| نَصِيرًا: bir yardımcı
| (48:22)|سُنَّةَ: sünnetidir (yasasadır)
| اللَّهِ: Allah'ın
| الَّتِي: öyle ki
| قَدْ:
| خَلَتْ: süregelir
| مِنْ:
| قَبْلُ: ötedenberi
| وَلَنْ: ve asla
| تَجِدَ: bulamazsın
| لِسُنَّةِ: yasasında
| اللَّهِ: Allah'ın
| تَبْدِيلًا: bir değişme
| (48:23)

| اللَّهِ: Allah'ın
| الَّتِي: öyle ki
| قَدْ:
| خَلَتْ: süregelir
| مِنْ:
| قَبْلُ: ötedenberi
| وَلَنْ: ve asla
| تَجِدَ: bulamazsın
| لِسُنَّةِ: yasasında
| اللَّهِ: Allah'ın
| تَبْدِيلًا: bir değişme
| (48:23)|وَهُوَ: ve O'dur
| الَّذِي:
| كَفَّ: çeken
| أَيْدِيَهُمْ: onların ellerini
| عَنْكُمْ: sizden
| وَأَيْدِيَكُمْ: ve sizin ellerinizi
| عَنْهُمْ: onlardan
| بِبَطْنِ: göbeğinde
| مَكَّةَ: Mekke'nin
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| أَنْ:
| أَظْفَرَكُمْ: sizi galip getirdikten
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| بِمَا:
| تَعْمَلُونَ: yaptıklarınızı
| بَصِيرًا: görmektedir
| (48:24)

| الَّذِي:
| كَفَّ: çeken
| أَيْدِيَهُمْ: onların ellerini
| عَنْكُمْ: sizden
| وَأَيْدِيَكُمْ: ve sizin ellerinizi
| عَنْهُمْ: onlardan
| بِبَطْنِ: göbeğinde
| مَكَّةَ: Mekke'nin
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| أَنْ:
| أَظْفَرَكُمْ: sizi galip getirdikten
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| بِمَا:
| تَعْمَلُونَ: yaptıklarınızı
| بَصِيرًا: görmektedir
| (48:24)|هُمُ: onlar
| الَّذِينَ: kimselerdir
| كَفَرُوا: inkar eden(lerdir)
| وَصَدُّوكُمْ: ve size engel olanlardır
| عَنِ: -dan
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْحَرَامِ: Haram-
| وَالْهَدْيَ: ve kurbanlardan
| مَعْكُوفًا: bekletilen
| أَنْ:
| يَبْلُغَ: varmasına
| مَحِلَّهُ: yerlerine
| وَلَوْلَا: eğer olmasaydı
| رِجَالٌ: erkekler
| مُؤْمِنُونَ: inanmış
| وَنِسَاءٌ: ve kadınlar
| مُؤْمِنَاتٌ: inanmış
| لَمْ:
| تَعْلَمُوهُمْ: bilmeyerek
| أَنْ:
| تَطَئُوهُمْ: tepelediğiniz
| فَتُصِيبَكُمْ: isabet edecek (olmasaydı)
| مِنْهُمْ: onlardan
| مَعَرَّةٌ: bir eziyet
| بِغَيْرِ: olmadan
| عِلْمٍ: bilginiz
| لِيُدْخِلَ: ki soksun
| اللَّهُ: Allah
| فِي:
| رَحْمَتِهِ: rahmetine
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| لَوْ: şayet
| تَزَيَّلُوا: ayrılmış olsalardı
| لَعَذَّبْنَا: elbette azab ederdik
| الَّذِينَ: kimseleri
| كَفَرُوا: inkar eden(leri)
| مِنْهُمْ: onlardan
| عَذَابًا: bir azabla
| أَلِيمًا: acıklı
| (48:25)

| الَّذِينَ: kimselerdir
| كَفَرُوا: inkar eden(lerdir)
| وَصَدُّوكُمْ: ve size engel olanlardır
| عَنِ: -dan
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْحَرَامِ: Haram-
| وَالْهَدْيَ: ve kurbanlardan
| مَعْكُوفًا: bekletilen
| أَنْ:
| يَبْلُغَ: varmasına
| مَحِلَّهُ: yerlerine
| وَلَوْلَا: eğer olmasaydı
| رِجَالٌ: erkekler
| مُؤْمِنُونَ: inanmış
| وَنِسَاءٌ: ve kadınlar
| مُؤْمِنَاتٌ: inanmış
| لَمْ:
| تَعْلَمُوهُمْ: bilmeyerek
| أَنْ:
| تَطَئُوهُمْ: tepelediğiniz
| فَتُصِيبَكُمْ: isabet edecek (olmasaydı)
| مِنْهُمْ: onlardan
| مَعَرَّةٌ: bir eziyet
| بِغَيْرِ: olmadan
| عِلْمٍ: bilginiz
| لِيُدْخِلَ: ki soksun
| اللَّهُ: Allah
| فِي:
| رَحْمَتِهِ: rahmetine
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| لَوْ: şayet
| تَزَيَّلُوا: ayrılmış olsalardı
| لَعَذَّبْنَا: elbette azab ederdik
| الَّذِينَ: kimseleri
| كَفَرُوا: inkar eden(leri)
| مِنْهُمْ: onlardan
| عَذَابًا: bir azabla
| أَلِيمًا: acıklı
| (48:25)|إِذْ: o zaman
| جَعَلَ: koymuşlardı
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| فِي:
| قُلُوبِهِمُ: kalblerine
| الْحَمِيَّةَ: öfke ve gayreti
| حَمِيَّةَ: öfke ve gayretini
| الْجَاهِلِيَّةِ: cahiliyye (çağının)
| فَأَنْزَلَ: ve indirdi
| اللَّهُ: Allah
| سَكِينَتَهُ: huzur ve güvenini
| عَلَىٰ: üzerine
| رَسُولِهِ: Elçisi
| وَعَلَى: ve üzerine
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minlere
| وَأَلْزَمَهُمْ: ve onları bağladı
| كَلِمَةَ: kelimesine
| التَّقْوَىٰ: takva
| وَكَانُوا: zaten onlar idiler
| أَحَقَّ: daha layık
| بِهَا: buna
| وَأَهْلَهَا: ve ehil
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| بِكُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| عَلِيمًا: bilendir
| (48:26)

| جَعَلَ: koymuşlardı
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| فِي:
| قُلُوبِهِمُ: kalblerine
| الْحَمِيَّةَ: öfke ve gayreti
| حَمِيَّةَ: öfke ve gayretini
| الْجَاهِلِيَّةِ: cahiliyye (çağının)
| فَأَنْزَلَ: ve indirdi
| اللَّهُ: Allah
| سَكِينَتَهُ: huzur ve güvenini
| عَلَىٰ: üzerine
| رَسُولِهِ: Elçisi
| وَعَلَى: ve üzerine
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minlere
| وَأَلْزَمَهُمْ: ve onları bağladı
| كَلِمَةَ: kelimesine
| التَّقْوَىٰ: takva
| وَكَانُوا: zaten onlar idiler
| أَحَقَّ: daha layık
| بِهَا: buna
| وَأَهْلَهَا: ve ehil
| وَكَانَ: ve
| اللَّهُ: Allah
| بِكُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| عَلِيمًا: bilendir
| (48:26)|لَقَدْ: andolsun
| صَدَقَ: doğruladı
| اللَّهُ: Allah
| رَسُولَهُ: Elçisinin
| الرُّؤْيَا: rüyasını
| بِالْحَقِّ: hak ile
| لَتَدْخُلُنَّ: gireceksiniz
| الْمَسْجِدَ: Mescid-i
| الْحَرَامَ: Haram'a
| إِنْ: eğer
| شَاءَ: dilerse
| اللَّهُ: Allah
| امِنِينَ: güven içinde
| مُحَلِّقِينَ: traş ederek
| رُءُوسَكُمْ: başlarınızı
| وَمُقَصِّرِينَ: ve(ya) kısaltarak
| لَا:
| تَخَافُونَ: korkmadan
| فَعَلِمَ: böylece bildi
| مَا: şeyi
| لَمْ:
| تَعْلَمُوا: sizin bilmediğiniz
| فَجَعَلَ: ve verdi
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| ذَٰلِكَ: bundan
| فَتْحًا: bir fetih
| قَرِيبًا: yakın
| (48:27)

| صَدَقَ: doğruladı
| اللَّهُ: Allah
| رَسُولَهُ: Elçisinin
| الرُّؤْيَا: rüyasını
| بِالْحَقِّ: hak ile
| لَتَدْخُلُنَّ: gireceksiniz
| الْمَسْجِدَ: Mescid-i
| الْحَرَامَ: Haram'a
| إِنْ: eğer
| شَاءَ: dilerse
| اللَّهُ: Allah
| امِنِينَ: güven içinde
| مُحَلِّقِينَ: traş ederek
| رُءُوسَكُمْ: başlarınızı
| وَمُقَصِّرِينَ: ve(ya) kısaltarak
| لَا:
| تَخَافُونَ: korkmadan
| فَعَلِمَ: böylece bildi
| مَا: şeyi
| لَمْ:
| تَعْلَمُوا: sizin bilmediğiniz
| فَجَعَلَ: ve verdi
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| ذَٰلِكَ: bundan
| فَتْحًا: bir fetih
| قَرِيبًا: yakın
| (48:27)|هُوَ: O
| الَّذِي:
| أَرْسَلَ: gönderendir
| رَسُولَهُ: Elçisini
| بِالْهُدَىٰ: hidayet ile
| وَدِينِ: ve din ile
| الْحَقِّ: hak
| لِيُظْهِرَهُ: onu üstün kılmak için
| عَلَى:
| الدِّينِ: dinlere
| كُلِّهِ: bütün
| وَكَفَىٰ: ve yeter
| بِاللَّهِ: Allah
| شَهِيدًا: şahid olarak
| (48:28)

| الَّذِي:
| أَرْسَلَ: gönderendir
| رَسُولَهُ: Elçisini
| بِالْهُدَىٰ: hidayet ile
| وَدِينِ: ve din ile
| الْحَقِّ: hak
| لِيُظْهِرَهُ: onu üstün kılmak için
| عَلَى:
| الدِّينِ: dinlere
| كُلِّهِ: bütün
| وَكَفَىٰ: ve yeter
| بِاللَّهِ: Allah
| شَهِيدًا: şahid olarak
| (48:28)|مُحَمَّدٌ: Muhammed
| رَسُولُ: elçisidir
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَالَّذِينَ: ve bulunanlar
| مَعَهُ: onun yanında
| أَشِدَّاءُ: katı
| عَلَى: karşı
| الْكُفَّارِ: kafirlere
| رُحَمَاءُ: merhametlidirler
| بَيْنَهُمْ: birbirlerine karşı
| تَرَاهُمْ: onları görürsün
| رُكَّعًا: rüku' ederek
| سُجَّدًا: secde ederek
| يَبْتَغُونَ: aradıklarını
| فَضْلًا: bir lutuf
| مِنَ: -dan
| اللَّهِ: Allah-
| وَرِضْوَانًا: ve rızasını
| سِيمَاهُمْ: nişanları vardır
| فِي:
| وُجُوهِهِمْ: yüzlerinde
| مِنْ: -nden
| أَثَرِ: izi-
| السُّجُودِ: secde
| ذَٰلِكَ: şöyledir
| مَثَلُهُمْ: onların vasıfları
| فِي:
| التَّوْرَاةِ: Tevrat'taki
| وَمَثَلُهُمْ: ve vasıfları
| فِي:
| الْإِنْجِيلِ: İncildeki
| كَزَرْعٍ: bir ekin gibidir
| أَخْرَجَ: çıkaran
| شَطْأَهُ: filizini
| فَازَرَهُ: onu güçlendiren
| فَاسْتَغْلَظَ: sonra kalınlaşan
| فَاسْتَوَىٰ: derken dikilen
| عَلَىٰ: üstüne
| سُوقِهِ: gövdesinin
| يُعْجِبُ: hoşuna gider
| الزُّرَّاعَ: ekincilerin
| لِيَغِيظَ: öfkelendirsin diye
| بِهِمُ: onlara karşı
| الْكُفَّارَ: kafirleri
| وَعَدَ: va'detmiştir
| اللَّهُ: Allah
| الَّذِينَ:
| امَنُوا: inananlara
| وَعَمِلُوا: ve yapanlara
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| مِنْهُمْ: onlardan
| مَغْفِرَةً: mağfiret
| وَأَجْرًا: ve mükafat
| عَظِيمًا: büyük
| (48:29)

| رَسُولُ: elçisidir
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَالَّذِينَ: ve bulunanlar
| مَعَهُ: onun yanında
| أَشِدَّاءُ: katı
| عَلَى: karşı
| الْكُفَّارِ: kafirlere
| رُحَمَاءُ: merhametlidirler
| بَيْنَهُمْ: birbirlerine karşı
| تَرَاهُمْ: onları görürsün
| رُكَّعًا: rüku' ederek
| سُجَّدًا: secde ederek
| يَبْتَغُونَ: aradıklarını
| فَضْلًا: bir lutuf
| مِنَ: -dan
| اللَّهِ: Allah-
| وَرِضْوَانًا: ve rızasını
| سِيمَاهُمْ: nişanları vardır
| فِي:
| وُجُوهِهِمْ: yüzlerinde
| مِنْ: -nden
| أَثَرِ: izi-
| السُّجُودِ: secde
| ذَٰلِكَ: şöyledir
| مَثَلُهُمْ: onların vasıfları
| فِي:
| التَّوْرَاةِ: Tevrat'taki
| وَمَثَلُهُمْ: ve vasıfları
| فِي:
| الْإِنْجِيلِ: İncildeki
| كَزَرْعٍ: bir ekin gibidir
| أَخْرَجَ: çıkaran
| شَطْأَهُ: filizini
| فَازَرَهُ: onu güçlendiren
| فَاسْتَغْلَظَ: sonra kalınlaşan
| فَاسْتَوَىٰ: derken dikilen
| عَلَىٰ: üstüne
| سُوقِهِ: gövdesinin
| يُعْجِبُ: hoşuna gider
| الزُّرَّاعَ: ekincilerin
| لِيَغِيظَ: öfkelendirsin diye
| بِهِمُ: onlara karşı
| الْكُفَّارَ: kafirleri
| وَعَدَ: va'detmiştir
| اللَّهُ: Allah
| الَّذِينَ:
| امَنُوا: inananlara
| وَعَمِلُوا: ve yapanlara
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| مِنْهُمْ: onlardan
| مَغْفِرَةً: mağfiret
| وَأَجْرًا: ve mükafat
| عَظِيمًا: büyük
| (48:29)