Zümer Suresi 20-32. Ayet — Kırık Meal (Arapça) Meali
Metni düzenleyebilir, kopyalayabilir veya paylaşabilirsiniz. Ayet ekleyip çıkarmak için alttaki düğmeleri kullanın.
20. |
لَٰكِنِ:
fakat 
|
الَّذِينَ:
onlar ki 
|
اتَّقَوْا:
korkarlar 
|
رَبَّهُمْ:
Rablerinden 
|
لَهُمْ:
onlara vardır 
|
غُرَفٌ:
odalar 
|
مِنْ:

|
فَوْقِهَا:
üstüste 
|
غُرَفٌ:
odalar 
|
مَبْنِيَّةٌ:
yapılmış 
|
تَجْرِي:
akmaktadır 
|
مِنْ:

|
تَحْتِهَا:
altından 
|
الْأَنْهَارُ:
ırmaklar 
|
وَعْدَ:
(bu) va'didir 
|
اللَّهِ:
Allah'ın 
|
لَا:

|
يُخْلِفُ:
caymaz 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
الْمِيعَادَ:
va'dinden 
|
21. |
أَلَمْ:

|
تَرَ:
görmedin mi? 
|
أَنَّ:
şüphesiz 
|
اللَّهَ:
Allah 
|
أَنْزَلَ:
indirdi 
|
مِنَ:
-ten 
|
السَّمَاءِ:
gök- 
|
مَاءً:
bir su 
|
فَسَلَكَهُ:
sonra onu geçirdi 
|
يَنَابِيعَ:
kaynaklara 
|
فِي:
içindeki 
|
الْأَرْضِ:
yerin 
|
ثُمَّ:
sonra 
|
يُخْرِجُ:
çıkarıyor 
|
بِهِ:
onunla 
|
زَرْعًا:
ekin 
|
مُخْتَلِفًا:
çeşitli 
|
أَلْوَانُهُ:
renklerde 
|
ثُمَّ:
sonra 
|
يَهِيجُ:
(ekin) kurur 
|
فَتَرَاهُ:
ve onu görürsün 
|
مُصْفَرًّا:
sararmış 
|
ثُمَّ:
sonra 
|
يَجْعَلُهُ:
onu yapar 
|
حُطَامًا:
bir çöp 
|
إِنَّ:
şüphesiz 
|
فِي:
vardır 
|
ذَٰلِكَ:
bunda 
|
لَذِكْرَىٰ:
bir ibret 
|
لِأُولِي:
sahipleri için 
|
الْأَلْبَابِ:
sağduyu 
|
22. |
أَفَمَنْ:
kimse değil midir? 
|
شَرَحَ:
açtığı 
|
اللَّهُ:
Allah'ın 
|
صَدْرَهُ:
göğsünü 
|
لِلْإِسْلَامِ:
İslam'a 
|
فَهُوَ:
o 
|
عَلَىٰ:
üzerinde 
|
نُورٍ:
bir nur 
|
مِنْ:
-nden 
|
رَبِّهِ:
Rabbi- 
|
فَوَيْلٌ:
yazıklar olsun 
|
لِلْقَاسِيَةِ:
katılaşmış olanlara 
|
قُلُوبُهُمْ:
yürekleri 
|
مِنْ:
karşı 
|
ذِكْرِ:
anmağa 
|
اللَّهِ:
Allah'ı 
|
أُولَٰئِكَ:
onlar 
|
فِي:
içindedirler 
|
ضَلَالٍ:
bir sapıklık 
|
مُبِينٍ:
apaçık 
|
23. |
اللَّهُ:
Allah 
|
نَزَّلَ:
indirdi 
|
أَحْسَنَ:
en güzelini 
|
الْحَدِيثِ:
sözün 
|
كِتَابًا:
bir Kitap halinde 
|
مُتَشَابِهًا:
birbirine benzer 
|
مَثَانِيَ:
ikişerli 
|
تَقْشَعِرُّ:
ürperir 
|
مِنْهُ:
ondan 
|
جُلُودُ:
derileri 
|
الَّذِينَ:
kimselerin 
|
يَخْشَوْنَ:
korkanların 
|
رَبَّهُمْ:
Rablerinden 
|
ثُمَّ:
sonra 
|
تَلِينُ:
yumuşar 
|
جُلُودُهُمْ:
derileri 
|
وَقُلُوبُهُمْ:
ve kalbleri 
|
إِلَىٰ:

|
ذِكْرِ:
zikrine 
|
اللَّهِ:
Allah'ın 
|
ذَٰلِكَ:
işte bu 
|
هُدَى:
rehberidir 
|
اللَّهِ:
Allah'ın 
|
يَهْدِي:
doğru yola iletir 
|
بِهِ:
bununla 
|
مَنْ:
kimseyi 
|
يَشَاءُ:
dilediği 
|
وَمَنْ:
ama kimi 
|
يُضْلِلِ:
sapıklığında bırakırsa 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
فَمَا:
artık olmaz 
|
لَهُ:
ona 
|
مِنْ:
hiçbir 
|
هَادٍ:
yol gösteren 
|
24. |
أَفَمَنْ:
kimse mi? 
|
يَتَّقِي:
korunmağa çalışan 
|
بِوَجْهِهِ:
yüzüyle 
|
سُوءَ:
en kötü 
|
الْعَذَابِ:
azabdan 
|
يَوْمَ:
günü 
|
الْقِيَامَةِ:
kıyamet 
|
وَقِيلَ:
ve denilir 
|
لِلظَّالِمِينَ:
zalimlere 
|
ذُوقُوا:
tadın 
|
مَا:
şeyleri 
|
كُنْتُمْ:
olduğunuz 
|
تَكْسِبُونَ:
kazanıyor 
|
25. |
كَذَّبَ:
yalanladılar 
|
الَّذِينَ:
kimseler 
|
مِنْ:

|
قَبْلِهِمْ:
onlardan öncekiler 
|
فَأَتَاهُمُ:
böylece onlara geldi 
|
الْعَذَابُ:
azab 
|
مِنْ:

|
حَيْثُ:
bir yönden 
|
لَا:

|
يَشْعُرُونَ:
hiç farkına varmadıkları 
|
26. |
فَأَذَاقَهُمُ:
onlara taddırdı 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
الْخِزْيَ:
rezillik 
|
فِي:

|
الْحَيَاةِ:
hayatında 
|
الدُّنْيَا:
dünya 
|
وَلَعَذَابُ:
azabı ise 
|
الْاخِرَةِ:
ahiret 
|
أَكْبَرُ:
daha büyüktür 
|
لَوْ:
keşke 
|
كَانُوا:

|
يَعْلَمُونَ:
bilselerdi 
|
27. |
وَلَقَدْ:
ve andolsun 
|
ضَرَبْنَا:
biz anlattık 
|
لِلنَّاسِ:
insanlara 
|
فِي:

|
هَٰذَا:
bu 
|
الْقُرْانِ:
Kur'an'da 
|
مِنْ:

|
كُلِّ:
her 
|
مَثَلٍ:
temsili 
|
لَعَلَّهُمْ:
umulur ki 
|
يَتَذَكَّرُونَ:
öğüt alırlar 
|
28. |
قُرْانًا:
Kur'an'dır (bu) 
|
عَرَبِيًّا:
Arapça 
|
غَيْرَ:
olmayan 
|
ذِي:

|
عِوَجٍ:
pürüzü 
|
لَعَلَّهُمْ:
umulur ki 
|
يَتَّقُونَ:
sakınırlar 
|
29. |
ضَرَبَ:
örnek verdi 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
مَثَلًا:
(şöyle bir) misalle 
|
رَجُلًا:
bir adam (köle) 
|
فِيهِ:

|
شُرَكَاءُ:
ortakları 
|
مُتَشَاكِسُونَ:
birbiriyle çekişen 
|
وَرَجُلًا:
ve bir adam 
|
سَلَمًا:
bağlı olan 
|
لِرَجُلٍ:
yalnız bir kişiye 
|
هَلْ:
midir? 
|
يَسْتَوِيَانِ:
eşit 
|
مَثَلًا:
ikisinin durumu 
|
الْحَمْدُ:
hamd 
|
لِلَّهِ:
yalnız Allah'a mahsustur 
|
بَلْ:
fakat 
|
أَكْثَرُهُمْ:
çokları 
|
لَا:

|
يَعْلَمُونَ:
bilmiyorlar 
|
30. |
إِنَّكَ:
şüphesiz sen 
|
مَيِّتٌ:
öleceksin 
|
وَإِنَّهُمْ:
ve onlar da 
|
مَيِّتُونَ:
ölecekler 
|
31. |
ثُمَّ:
sonra 
|
إِنَّكُمْ:
şüphesiz siz 
|
يَوْمَ:
günü 
|
الْقِيَامَةِ:
kıyamet 
|
عِنْدَ:
divanında 
|
رَبِّكُمْ:
Rabbinizin 
|
تَخْتَصِمُونَ:
davalaşacaksınız 
|
32. |
فَمَنْ:
kim olabilir? 
|
أَظْلَمُ:
daha zalim 
|
مِمَّنْ:
kimseden 
|
كَذَبَ:
yalan uydurandan 
|
عَلَى:
hakkında 
|
اللَّهِ:
Allah 
|
وَكَذَّبَ:
ve yalanlayandan 
|
بِالصِّدْقِ:
doğruyu 
|
إِذْ:
zaman 
|
جَاءَهُ:
kendisine geldiği 
|
أَلَيْسَ:
yok mudur? 
|
فِي:

|
جَهَنَّمَ:
cehennemde 
|
مَثْوًى:
bir yer 
|
لِلْكَافِرِينَ:
kafirler için 
|
( Kırık Meal (Arapça) Meali; Zümer Suresi 20-32. Ayetler) — kuranmeali.eu/39/20
Not: Her mealin tüm ayetleri sistemde bulunmayabilir; ayet eklendiği halde görünmüyorsa bu nedenledir.