Enfâl Suresi 34-47. Ayet — Kırık Meal (Arapça) Meali
Metni düzenleyebilir, kopyalayabilir veya paylaşabilirsiniz. Ayet ekleyip çıkarmak için alttaki düğmeleri kullanın.
34. |
وَمَا:
neden 
|
لَهُمْ:
onlara 
|
أَلَّا:

|
يُعَذِّبَهُمُ:
azabetmesin? 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
وَهُمْ:
onlar 
|
يَصُدُّونَ:
geri çevirdikleri 
|
عَنِ:

|
الْمَسْجِدِ:
Mescid-i 
|
الْحَرَامِ:
haramdan 
|
وَمَا:
ve 
|
كَانُوا:
olmadıkları halde 
|
أَوْلِيَاءَهُ:
onun velisi 
|
إِنْ:

|
أَوْلِيَاؤُهُ:
onun velileri 
|
إِلَّا:
sadece 
|
الْمُتَّقُونَ:
korunanlardır 
|
وَلَٰكِنَّ:
fakat 
|
أَكْثَرَهُمْ:
çokları 
|
لَا:

|
يَعْلَمُونَ:
bilmezler 
|
35. |
وَمَا:
ve şey 
|
كَانَ:
olan 
|
صَلَاتُهُمْ:
SaLât'leri / Destekleri 
|
عِنْدَ:
katında 
|
الْبَيْتِ:
Beyt(ullah) 
|
إِلَّا:
başka 
|
مُكَاءً:
ıslık çalmadan 
|
وَتَصْدِيَةً:
ve el çırpmadan 
|
فَذُوقُوا:
O halde tadın 
|
الْعَذَابَ:
azabı 
|
بِمَا:
dolayı 
|
كُنْتُمْ:
olmanızdan 
|
تَكْفُرُونَ:
inkar ediyor(lar) 
|
36. |
إِنَّ:
şüphesiz 
|
الَّذِينَ:
kimseler 
|
كَفَرُوا:
inkar eden(ler) 
|
يُنْفِقُونَ:
harcarlar 
|
أَمْوَالَهُمْ:
mallarını 
|
لِيَصُدُّوا:
engel olmak için 
|
عَنْ:

|
سَبِيلِ:
yoluna 
|
اللَّهِ:
Allah 
|
فَسَيُنْفِقُونَهَا:
ve harcayacaklar 
|
ثُمَّ:
sonra (bu) 
|
تَكُونُ:
olacak 
|
عَلَيْهِمْ:
kendilerine 
|
حَسْرَةً:
dert 
|
ثُمَّ:
nihayet 
|
يُغْلَبُونَ:
yenilecekler 
|
وَالَّذِينَ:
ve kimseler 
|
كَفَرُوا:
inkar eden(ler) 
|
إِلَىٰ:

|
جَهَنَّمَ:
cehenneme 
|
يُحْشَرُونَ:
sürüleceklerdir 
|
37. |
لِيَمِيزَ:
ayıklasın diye 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
الْخَبِيثَ:
murdarı 
|
مِنَ:

|
الطَّيِّبِ:
temizden 
|
وَيَجْعَلَ:
ve koyup 
|
الْخَبِيثَ:
bütün murdarları 
|
بَعْضَهُ:
birini 
|
عَلَىٰ:
üzerine 
|
بَعْضٍ:
diğerinin 
|
فَيَرْكُمَهُ:
yığsın da 
|
جَمِيعًا:
hepsini 
|
فَيَجْعَلَهُ:
atsın 
|
فِي:

|
جَهَنَّمَ:
cehenneme 
|
أُولَٰئِكَ:
işte 
|
هُمُ:
onlardır 
|
الْخَاسِرُونَ:
ziyana uğrayanlar 
|
38. |
قُلْ:
söyle 
|
لِلَّذِينَ:
kimselere 
|
كَفَرُوا:
inkar eden(lere) 
|
إِنْ:
eğer 
|
يَنْتَهُوا:
vazgeçerlerse 
|
يُغْفَرْ:
bağışlanır 
|
لَهُمْ:
kendilerine 
|
مَا:
olanlar 
|
قَدْ:

|
سَلَفَ:
geçmiştekiler 
|
وَإِنْ:
yok yine 
|
يَعُودُوا:
dönerlerse 
|
فَقَدْ:
elbette 
|
مَضَتْ:
geçerlidir 
|
سُنَّتُ:
kanunu 
|
الْأَوَّلِينَ:
öncekilerin 
|
39. |
وَقَاتِلُوهُمْ:
ve onlarla savaşın 
|
حَتَّىٰ:
kadar 
|
لَا:

|
تَكُونَ:
kalmayıncaya 
|
فِتْنَةٌ:
fitne 
|
وَيَكُونَ:
ve oluncaya (kadar) 
|
الدِّينُ:
din 
|
كُلُّهُ:
tamamen 
|
لِلَّهِ:
Allah'ın 
|
فَإِنِ:
eğer 
|
انْتَهَوْا:
son verirlerse 
|
فَإِنَّ:
muhakkak ki 
|
اللَّهَ:
Allah 
|
بِمَا:
ne 
|
يَعْمَلُونَ:
yaptıklarını 
|
بَصِيرٌ:
görmektedir 
|
40. |
وَإِنْ:
eğer 
|
تَوَلَّوْا:
dönerlerse 
|
فَاعْلَمُوا:
bilin ki 
|
أَنَّ:
muhakkak 
|
اللَّهَ:
Allah 
|
مَوْلَاكُمْ:
sizin sahibinizdir 
|
نِعْمَ:
O, ne güzel 
|
الْمَوْلَىٰ:
sahip 
|
وَنِعْمَ:
ve ne güzel 
|
النَّصِيرُ:
yardımcıdır 
|
41. |
وَاعْلَمُوا:
bilin ki 
|
أَنَّمَا:

|
غَنِمْتُمْ:
aldığınız ganimetlerin 
|
مِنْ:

|
شَيْءٍ:
herbirinin 
|
فَأَنَّ:
muhakkak 
|
لِلَّهِ:
Allah'a aittir 
|
خُمُسَهُ:
beşte biri 
|
وَلِلرَّسُولِ:
ve Elçisine 
|
وَلِذِي:

|
الْقُرْبَىٰ:
ve akrabalara 
|
وَالْيَتَامَىٰ:
ve yetimlere 
|
وَالْمَسَاكِينِ:
ve yoksullara 
|
وَابْنِ:

|
السَّبِيلِ:
ve yolcu(lar)a 
|
إِنْ:
eğer 
|
كُنْتُمْ:
iseniz 
|
امَنْتُمْ:
inanmış 
|
بِاللَّهِ:
Allah'a 
|
وَمَا:
ve 
|
أَنْزَلْنَا:
indirdiğimize 
|
عَلَىٰ:

|
عَبْدِنَا:
kulumuza 
|
يَوْمَ:
gününde 
|
الْفُرْقَانِ:
ayrılma 
|
يَوْمَ:
günde 
|
الْتَقَى:
karşılaştığı 
|
الْجَمْعَانِ:
o iki topluluğun 
|
وَاللَّهُ:
Allah 
|
عَلَىٰ:
üzerine 
|
كُلِّ:
her 
|
شَيْءٍ:
şey 
|
قَدِيرٌ:
kadirdir 
|
42. |
إِذْ:
o vakit 
|
أَنْتُمْ:
siz 
|
بِالْعُدْوَةِ:
vadinin 
|
الدُّنْيَا:
yakın kenarında idiniz 
|
وَهُمْ:
ve onlar da 
|
بِالْعُدْوَةِ:
vadinin 
|
الْقُصْوَىٰ:
uzak kenarında idiler 
|
وَالرَّكْبُ:
ve kervan da 
|
أَسْفَلَ:
daha aşağıda idi 
|
مِنْكُمْ:
sizden 
|
وَلَوْ:
ve eğer 
|
تَوَاعَدْتُمْ:
sözleşmiş olsaydınız dahi 
|
لَاخْتَلَفْتُمْ:
buluşamazdınız 
|
فِي:

|
الْمِيعَادِ:
sözleştiğiniz vakitte 
|
وَلَٰكِنْ:
fakat bu 
|
لِيَقْضِيَ:
yerine getirmesi içindir 
|
اللَّهُ:
Allah'ın 
|
أَمْرًا:
bir işi 
|
كَانَ:

|
مَفْعُولًا:
yapılması gereken 
|
لِيَهْلِكَ:
helak olsun diye 
|
مَنْ:
kimse 
|
هَلَكَ:
helak olan 
|
عَنْ:

|
بَيِّنَةٍ:
açık delille 
|
وَيَحْيَىٰ:
ve yaşasın diye 
|
مَنْ:
kimse (de) 
|
حَيَّ:
yaşayan 
|
عَنْ:

|
بَيِّنَةٍ:
açık delille 
|
وَإِنَّ:
çünkü 
|
اللَّهَ:
Allah 
|
لَسَمِيعٌ:
işitendir 
|
عَلِيمٌ:
bilendir 
|
43. |
إِذْ:
hani 
|
يُرِيكَهُمُ:
sana onları gösteriyordu 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
فِي:

|
مَنَامِكَ:
uykunda 
|
قَلِيلًا:
az 
|
وَلَوْ:
ve eğer 
|
أَرَاكَهُمْ:
sana onları gösterseydi 
|
كَثِيرًا:
çok 
|
لَفَشِلْتُمْ:
çekinirdiniz 
|
وَلَتَنَازَعْتُمْ:
ve çekişirdiniz 
|
فِي:

|
الْأَمْرِ:
(savaş) iş(in)de 
|
وَلَٰكِنَّ:
fakat 
|
اللَّهَ:
Allah 
|
سَلَّمَ:
kurtardı 
|
إِنَّهُ:
doğrusu O 
|
عَلِيمٌ:
bilir 
|
بِذَاتِ:
özünü 
|
الصُّدُورِ:
göğüslerin 
|
44. |
وَإِذْ:
ta ki 
|
يُرِيكُمُوهُمْ:
onları gösteriyor 
|
إِذِ:
zaman 
|
الْتَقَيْتُمْ:
karşılaştığınız 
|
فِي:

|
أَعْيُنِكُمْ:
sizin gözlerinize 
|
قَلِيلًا:
az 
|
وَيُقَلِّلُكُمْ:
ve sizi de azaltıyordu 
|
فِي:

|
أَعْيُنِهِمْ:
onların gözlerinde 
|
لِيَقْضِيَ:
yerine getirmesi için 
|
اللَّهُ:
Allah'ın 
|
أَمْرًا:
bir işi 
|
كَانَ:

|
مَفْعُولًا:
yapılması gereken 
|
وَإِلَى:
ve 
|
اللَّهِ:
Allah'a 
|
تُرْجَعُ:
döndürülecektir 
|
الْأُمُورُ:
(bütün) işler 
|
45. |
يَا :
EY/HEY/AH 
|
أَيُّهَا:
SİZ! 
|
الَّذِينَ:
kimseler 
|
امَنُوا:
inanan(lar) 
|
إِذَا:
zaman 
|
لَقِيتُمْ:
karşılaştığınız 
|
فِئَةً:
bir toplulukla 
|
فَاثْبُتُوا:
sebat edin 
|
وَاذْكُرُوا:
ve anın 
|
اللَّهَ:
Allah'ı 
|
كَثِيرًا:
çok 
|
لَعَلَّكُمْ:
belki 
|
تُفْلِحُونَ:
başarıya erişirsiniz 
|
46. |
وَأَطِيعُوا:
ve ita'at edin 
|
اللَّهَ:
Allah'a 
|
وَرَسُولَهُ:
ve Elçisine 
|
وَلَا:

|
تَنَازَعُوا:
birbirinizle çekişmeyin 
|
فَتَفْشَلُوا:
yoksa korkuya kapılırsınız da 
|
وَتَذْهَبَ:
ve gider 
|
رِيحُكُمْ:
gücünüz (devletiniz) 
|
وَاصْبِرُوا:
ve sabredin 
|
إِنَّ:
çünkü 
|
اللَّهَ:
Allah 
|
مَعَ:
beraberdir 
|
الصَّابِرِينَ:
sabredenlerle 
|
47. |
وَلَا:

|
تَكُونُوا:
olmayın 
|
كَالَّذِينَ:
gibi 
|
خَرَجُوا:
çıkan 
|
مِنْ:
-ndan 
|
دِيَارِهِمْ:
yurtları- 
|
بَطَرًا:
çalım satarak 
|
وَرِئَاءَ:
ve gösteriş yaparak 
|
النَّاسِ:
insanlara 
|
وَيَصُدُّونَ:
ve men'edenler 
|
عَنْ:
-ndan 
|
سَبِيلِ:
yolu- 
|
اللَّهِ:
Allah 
|
وَاللَّهُ:
ve Allah 
|
بِمَا:

|
يَعْمَلُونَ:
onların bütün yaptıklarını 
|
مُحِيطٌ:
kuşatmıştı 
|
( Kırık Meal (Arapça) Meali; Enfâl Suresi 34-47. Ayetler) — kuranmeali.eu/8/34
Not: Her mealin tüm ayetleri sistemde bulunmayabilir; ayet eklendiği halde görünmüyorsa bu nedenledir.