| قَالُوا: demişlerdi
| اللَّهُمَّ: Allah'ım
| إِنْ: eğer
| كَانَ: ise
| هَٰذَا: bu
| هُوَ: (kişi)
| الْحَقَّ: bir gerçek
| مِنْ:
| عِنْدِكَ: senin yanından gelmiş
| فَأَمْطِرْ: yağdır
| عَلَيْنَا: başımıza
| حِجَارَةً: taş
| مِنَ:
| السَّمَاءِ: gökten
| أَوِ: yahut
| ائْتِنَا: bize getir
| بِعَذَابٍ: bir azab
| أَلِيمٍ: acıklı
|
| كَانَ: değildi
| اللَّهُ: Allah
| لِيُعَذِّبَهُمْ: onlara azab edecek
| وَأَنْتَ: ve sen
| فِيهِمْ: onların içinde bulundukça
| وَمَا: ve
| كَانَ: değildi
| اللَّهُ: Allah
| مُعَذِّبَهُمْ: onlara azab edecek
| وَهُمْ: ve onlar
| يَسْتَغْفِرُونَ: istiğfar ederlerken
|
| لَهُمْ: onlara
| أَلَّا:
| يُعَذِّبَهُمُ: azabetmesin?
| اللَّهُ: Allah
| وَهُمْ: onlar
| يَصُدُّونَ: geri çevirdikleri
| عَنِ:
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْحَرَامِ: haramdan
| وَمَا: ve
| كَانُوا: olmadıkları halde
| أَوْلِيَاءَهُ: onun velisi
| إِنْ:
| أَوْلِيَاؤُهُ: onun velileri
| إِلَّا: sadece
| الْمُتَّقُونَ: korunanlardır
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| أَكْثَرَهُمْ: çokları
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
|
| كَانَ: olan
| صَلَاتُهُمْ: SaLât'leri / Destekleri
| عِنْدَ: katında
| الْبَيْتِ: Beyt(ullah)
| إِلَّا: başka
| مُكَاءً: ıslık çalmadan
| وَتَصْدِيَةً: ve el çırpmadan
| فَذُوقُوا: O halde tadın
| الْعَذَابَ: azabı
| بِمَا: dolayı
| كُنْتُمْ: olmanızdan
| تَكْفُرُونَ: inkar ediyor(lar)
|
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| يُنْفِقُونَ: harcarlar
| أَمْوَالَهُمْ: mallarını
| لِيَصُدُّوا: engel olmak için
| عَنْ:
| سَبِيلِ: yoluna
| اللَّهِ: Allah
| فَسَيُنْفِقُونَهَا: ve harcayacaklar
| ثُمَّ: sonra (bu)
| تَكُونُ: olacak
| عَلَيْهِمْ: kendilerine
| حَسْرَةً: dert
| ثُمَّ: nihayet
| يُغْلَبُونَ: yenilecekler
| وَالَّذِينَ: ve kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| إِلَىٰ:
| جَهَنَّمَ: cehenneme
| يُحْشَرُونَ: sürüleceklerdir
|
| اللَّهُ: Allah
| الْخَبِيثَ: murdarı
| مِنَ:
| الطَّيِّبِ: temizden
| وَيَجْعَلَ: ve koyup
| الْخَبِيثَ: bütün murdarları
| بَعْضَهُ: birini
| عَلَىٰ: üzerine
| بَعْضٍ: diğerinin
| فَيَرْكُمَهُ: yığsın da
| جَمِيعًا: hepsini
| فَيَجْعَلَهُ: atsın
| فِي:
| جَهَنَّمَ: cehenneme
| أُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlardır
| الْخَاسِرُونَ: ziyana uğrayanlar
|
| لِلَّذِينَ: kimselere
| كَفَرُوا: inkar eden(lere)
| إِنْ: eğer
| يَنْتَهُوا: vazgeçerlerse
| يُغْفَرْ: bağışlanır
| لَهُمْ: kendilerine
| مَا: olanlar
| قَدْ:
| سَلَفَ: geçmiştekiler
| وَإِنْ: yok yine
| يَعُودُوا: dönerlerse
| فَقَدْ: elbette
| مَضَتْ: geçerlidir
| سُنَّتُ: kanunu
| الْأَوَّلِينَ: öncekilerin
|
| حَتَّىٰ: kadar
| لَا:
| تَكُونَ: kalmayıncaya
| فِتْنَةٌ: fitne
| وَيَكُونَ: ve oluncaya (kadar)
| الدِّينُ: din
| كُلُّهُ: tamamen
| لِلَّهِ: Allah'ın
| فَإِنِ: eğer
| انْتَهَوْا: son verirlerse
| فَإِنَّ: muhakkak ki
| اللَّهَ: Allah
| بِمَا: ne
| يَعْمَلُونَ: yaptıklarını
| بَصِيرٌ: görmektedir
|
| تَوَلَّوْا: dönerlerse
| فَاعْلَمُوا: bilin ki
| أَنَّ: muhakkak
| اللَّهَ: Allah
| مَوْلَاكُمْ: sizin sahibinizdir
| نِعْمَ: O, ne güzel
| الْمَوْلَىٰ: sahip
| وَنِعْمَ: ve ne güzel
| النَّصِيرُ: yardımcıdır
|
| أَنَّمَا:
| غَنِمْتُمْ: aldığınız ganimetlerin
| مِنْ:
| شَيْءٍ: herbirinin
| فَأَنَّ: muhakkak
| لِلَّهِ: Allah'a aittir
| خُمُسَهُ: beşte biri
| وَلِلرَّسُولِ: ve Elçisine
| وَلِذِي:
| الْقُرْبَىٰ: ve akrabalara
| وَالْيَتَامَىٰ: ve yetimlere
| وَالْمَسَاكِينِ: ve yoksullara
| وَابْنِ:
| السَّبِيلِ: ve yolcu(lar)a
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| امَنْتُمْ: inanmış
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَمَا: ve
| أَنْزَلْنَا: indirdiğimize
| عَلَىٰ:
| عَبْدِنَا: kulumuza
| يَوْمَ: gününde
| الْفُرْقَانِ: ayrılma
| يَوْمَ: günde
| الْتَقَى: karşılaştığı
| الْجَمْعَانِ: o iki topluluğun
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: kadirdir
|
| أَنْتُمْ: siz
| بِالْعُدْوَةِ: vadinin
| الدُّنْيَا: yakın kenarında idiniz
| وَهُمْ: ve onlar da
| بِالْعُدْوَةِ: vadinin
| الْقُصْوَىٰ: uzak kenarında idiler
| وَالرَّكْبُ: ve kervan da
| أَسْفَلَ: daha aşağıda idi
| مِنْكُمْ: sizden
| وَلَوْ: ve eğer
| تَوَاعَدْتُمْ: sözleşmiş olsaydınız dahi
| لَاخْتَلَفْتُمْ: buluşamazdınız
| فِي:
| الْمِيعَادِ: sözleştiğiniz vakitte
| وَلَٰكِنْ: fakat bu
| لِيَقْضِيَ: yerine getirmesi içindir
| اللَّهُ: Allah'ın
| أَمْرًا: bir işi
| كَانَ:
| مَفْعُولًا: yapılması gereken
| لِيَهْلِكَ: helak olsun diye
| مَنْ: kimse
| هَلَكَ: helak olan
| عَنْ:
| بَيِّنَةٍ: açık delille
| وَيَحْيَىٰ: ve yaşasın diye
| مَنْ: kimse (de)
| حَيَّ: yaşayan
| عَنْ:
| بَيِّنَةٍ: açık delille
| وَإِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| لَسَمِيعٌ: işitendir
| عَلِيمٌ: bilendir
|
| يُرِيكَهُمُ: sana onları gösteriyordu
| اللَّهُ: Allah
| فِي:
| مَنَامِكَ: uykunda
| قَلِيلًا: az
| وَلَوْ: ve eğer
| أَرَاكَهُمْ: sana onları gösterseydi
| كَثِيرًا: çok
| لَفَشِلْتُمْ: çekinirdiniz
| وَلَتَنَازَعْتُمْ: ve çekişirdiniz
| فِي:
| الْأَمْرِ: (savaş) iş(in)de
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| اللَّهَ: Allah
| سَلَّمَ: kurtardı
| إِنَّهُ: doğrusu O
| عَلِيمٌ: bilir
| بِذَاتِ: özünü
| الصُّدُورِ: göğüslerin
|
| يُرِيكُمُوهُمْ: onları gösteriyor
| إِذِ: zaman
| الْتَقَيْتُمْ: karşılaştığınız
| فِي:
| أَعْيُنِكُمْ: sizin gözlerinize
| قَلِيلًا: az
| وَيُقَلِّلُكُمْ: ve sizi de azaltıyordu
| فِي:
| أَعْيُنِهِمْ: onların gözlerinde
| لِيَقْضِيَ: yerine getirmesi için
| اللَّهُ: Allah'ın
| أَمْرًا: bir işi
| كَانَ:
| مَفْعُولًا: yapılması gereken
| وَإِلَى: ve
| اللَّهِ: Allah'a
| تُرْجَعُ: döndürülecektir
| الْأُمُورُ: (bütün) işler
|
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| إِذَا: zaman
| لَقِيتُمْ: karşılaştığınız
| فِئَةً: bir toplulukla
| فَاثْبُتُوا: sebat edin
| وَاذْكُرُوا: ve anın
| اللَّهَ: Allah'ı
| كَثِيرًا: çok
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تُفْلِحُونَ: başarıya erişirsiniz
|
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| وَلَا:
| تَنَازَعُوا: birbirinizle çekişmeyin
| فَتَفْشَلُوا: yoksa korkuya kapılırsınız da
| وَتَذْهَبَ: ve gider
| رِيحُكُمْ: gücünüz (devletiniz)
| وَاصْبِرُوا: ve sabredin
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| مَعَ: beraberdir
| الصَّابِرِينَ: sabredenlerle
|
| تَكُونُوا: olmayın
| كَالَّذِينَ: gibi
| خَرَجُوا: çıkan
| مِنْ: -ndan
| دِيَارِهِمْ: yurtları-
| بَطَرًا: çalım satarak
| وَرِئَاءَ: ve gösteriş yaparak
| النَّاسِ: insanlara
| وَيَصُدُّونَ: ve men'edenler
| عَنْ: -ndan
| سَبِيلِ: yolu-
| اللَّهِ: Allah
| وَاللَّهُ: ve Allah
| بِمَا:
| يَعْمَلُونَ: onların bütün yaptıklarını
| مُحِيطٌ: kuşatmıştı
|
| زَيَّنَ: süslemiş
| لَهُمُ: onlara
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| أَعْمَالَهُمْ: yaptıkları işi
| وَقَالَ: ve demişti
| لَا: yoktur
| غَالِبَ: yenecek kimse
| لَكُمُ: sizi
| الْيَوْمَ: bugün
| مِنَ: -dan
| النَّاسِ: insanlar-
| وَإِنِّي: ve elbette ben
| جَارٌ: yanınızdayım
| لَكُمْ: sizin
| فَلَمَّا: fakat ne zaman
| تَرَاءَتِ: birbirini görünce
| الْفِئَتَانِ: iki topluluk
| نَكَصَ: (geriye) dönüp
| عَلَىٰ: üzerine
| عَقِبَيْهِ: iki ökçesi
| وَقَالَ: ve dedi ki
| إِنِّي: elbette ben
| بَرِيءٌ: uzağım
| مِنْكُمْ: sizden
| إِنِّي: elbette ben
| أَرَىٰ: görüyorum
| مَا: şeyleri
| لَا:
| تَرَوْنَ: sizin görmediğinizi
| إِنِّي: elbette ben
| أَخَافُ: korkarım
| اللَّهَ: Allah'tan
| وَاللَّهُ: zira Allah'ın
| شَدِيدُ: çetindir
| الْعِقَابِ: cezası
|
| يَقُولُ: diyorlardı
| الْمُنَافِقُونَ: Münafıklar
| وَالَّذِينَ: ve kimseler
| فِي: bulunan
| قُلُوبِهِمْ: kalblerinde
| مَرَضٌ: hastalık
| غَرَّ: aldatmış
| هَٰؤُلَاءِ: bunları
| دِينُهُمْ: dinleri
| وَمَنْ: oysa kim
| يَتَوَكَّلْ: dayanırsa
| عَلَى:
| اللَّهِ: Allah'a
| فَإِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عَزِيزٌ: daima galibtir
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
|
| تَرَىٰ: görseydin
| إِذْ:
| يَتَوَفَّى: canlarını alırken
| الَّذِينَ: kimseleri
| كَفَرُوا: o inkar eden(leri)
| الْمَلَائِكَةُ: Melekler
| يَضْرِبُونَ: vuruyorlar
| وُجُوهَهُمْ: yüzlerine
| وَأَدْبَارَهُمْ: ve kıçlarına
| وَذُوقُوا: haydi tadın
| عَذَابَ: azabını
| الْحَرِيقِ: yangın
|
| بِمَا: yüzündendir
| قَدَّمَتْ: yapıp öne sürdüğü işler
| أَيْدِيكُمْ: ellerinizin
| وَأَنَّ: yoksa şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| لَيْسَ: değildir
| بِظَلَّامٍ: zulmedici
| لِلْعَبِيدِ: kullara
|
| الِ: ailesi
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn
| وَالَّذِينَ: ve kimselerin
| مِنْ:
| قَبْلِهِمْ: onlardan öncekilerin
| كَفَرُوا: (onlar da) inkar etmişlerdi
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| فَأَخَذَهُمُ: onları yakalamıştı
| اللَّهُ: Allah
| بِذُنُوبِهِمْ: günahlarıyla
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| قَوِيٌّ: güçlüdür
| شَدِيدُ: çetindir
| الْعِقَابِ: cezası
|
| بِأَنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| لَمْ: asla
| يَكُ:
| مُغَيِّرًا: değiştirmez
| نِعْمَةً: ni'meti
| أَنْعَمَهَا: onları nimetlendirdiği
| عَلَىٰ:
| قَوْمٍ: bir millet
| حَتَّىٰ: sürece
| يُغَيِّرُوا: değiştirmediği
| مَا: bulunanı
| بِأَنْفُسِهِمْ: kendilerinde
| وَأَنَّ: ve şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| سَمِيعٌ: işitendir
| عَلِيمٌ: bilendir
|