A’râf Suresi 33-48. Ayet — Kırık Meal (Arapça) Meali
Metni düzenleyebilir, kopyalayabilir veya paylaşabilirsiniz. Ayet ekleyip çıkarmak için alttaki düğmeleri kullanın.
33. |
قُلْ:
de ki 
|
إِنَّمَا:
kesinlikle 
|
حَرَّمَ:
haram etmiştir 
|
رَبِّيَ:
Rabbim 
|
الْفَوَاحِشَ:
fuhuşları 
|
مَا:
(gerek) 
|
ظَهَرَ:
açığını 
|
مِنْهَا:
onun 
|
وَمَا:
(gerek) 
|
بَطَنَ:
kapalısını 
|
وَالْإِثْمَ:
ve günahı 
|
وَالْبَغْيَ:
ve saldırmayı 
|
بِغَيْرِ:
yere 
|
الْحَقِّ:
haksız 
|
وَأَنْ:
ve 
|
تُشْرِكُوا:
ortak koşmayı 
|
بِاللَّهِ:
Allah'a 
|
مَا:
bir şeyi 
|
لَمْ:

|
يُنَزِّلْ:
indirmediği 
|
بِهِ:
hakkında 
|
سُلْطَانًا:
hiçbir delil 
|
وَأَنْ:
ve 
|
تَقُولُوا:
söylemenizi 
|
عَلَى:
hakkında 
|
اللَّهِ:
Allah 
|
مَا:
şeyler 
|
لَا:

|
تَعْلَمُونَ:
bilmediğiniz 
|
34. |
وَلِكُلِّ:
ve her 
|
أُمَّةٍ:
ümmetin 
|
أَجَلٌ:
bir süresi vardır 
|
فَإِذَا:
ne zaman ki 
|
جَاءَ:
gelince 
|
أَجَلُهُمْ:
süreleri 
|
لَا:

|
يَسْتَأْخِرُونَ:
geri kalmazlar 
|
سَاعَةً:
bir an 
|
وَلَا:
ve ne de 
|
يَسْتَقْدِمُونَ:
öne geçemezler 
|
35. |
يَا:
EY/HEY/AH 
|
بَنِي:
Çocukları 
|
ادَمَ:
Adem 
|
إِمَّا:
eğer 
|
يَأْتِيَنَّكُمْ:
size gelirse 
|
رُسُلٌ:
elçiler 
|
مِنْكُمْ:
kendi içinizden 
|
يَقُصُّونَ:
anlattıkarında 
|
عَلَيْكُمْ:
size 
|
ايَاتِي:
ayetlerimi 
|
فَمَنِ:
kimselere 
|
اتَّقَىٰ:
korunan 
|
وَأَصْلَحَ:
ve uslanan 
|
فَلَا:
yoktur 
|
خَوْفٌ:
korku 
|
عَلَيْهِمْ:
üzelerine 
|
وَلَا:
ve 
|
هُمْ:
onlar 
|
يَحْزَنُونَ:
üzülmeyeceklerdir 
|
36. |
وَالَّذِينَ:
kimseler 
|
كَذَّبُوا:
yalanlayan 
|
بِايَاتِنَا:
ayetlerimizi 
|
وَاسْتَكْبَرُوا:
ve büyüklenenler 
|
عَنْهَا:
onlara karşı 
|
أُولَٰئِكَ:
işte onlar 
|
أَصْحَابُ:
halkıdır 
|
النَّارِ:
ateş 
|
هُمْ:
onlar 
|
فِيهَا:
orada 
|
خَالِدُونَ:
sürekli kalacaklardır 
|
37. |
فَمَنْ:
kim olabilir? 
|
أَظْلَمُ:
daha zalim 
|
مِمَّنِ:
kimseden 
|
افْتَرَىٰ:
uyduran 
|
عَلَى:
karşı 
|
اللَّهِ:
Allah'a 
|
كَذِبًا:
yalan 
|
أَوْ:
ya da 
|
كَذَّبَ:
yalanlayan 
|
بِايَاتِهِ:
O'nun ayetlerini 
|
أُولَٰئِكَ:
onlara 
|
يَنَالُهُمْ:
erişir 
|
نَصِيبُهُمْ:
nasipleri 
|
مِنَ:
-tan 
|
الْكِتَابِ:
Kitap- 
|
حَتَّىٰ:
nihayet 
|
إِذَا:

|
جَاءَتْهُمْ:
gelince 
|
رُسُلُنَا:
elçilerimiz 
|
يَتَوَفَّوْنَهُمْ:
canlarını alırken 
|
قَالُوا:
diyecekler 
|
أَيْنَ:
hani nerede? 
|
مَا:

|
كُنْتُمْ:
olduklarınız 
|
تَدْعُونَ:
yalvarmış 
|
مِنْ:

|
دُونِ:
başkasına 
|
اللَّهِ:
Alah'tan 
|
قَالُوا:
dediler 
|
ضَلُّوا:
sapıp kayboldular 
|
عَنَّا:
bizden 
|
وَشَهِدُوا:
ve şahidlik ettiler 
|
عَلَىٰ:
aleyhlerine 
|
أَنْفُسِهِمْ:
kendi 
|
أَنَّهُمْ:
kendilerinin 
|
كَانُوا:
olduklarına 
|
كَافِرِينَ:
kafirler 
|
38. |
قَالَ:
(Allah) dedi 
|
ادْخُلُوا:
girin 
|
فِي:
arasında 
|
أُمَمٍ:
toplulukları 
|
قَدْ:

|
خَلَتْ:
geçen 
|
مِنْ:

|
قَبْلِكُمْ:
sizden önce 
|
مِنَ:

|
الْجِنِّ:
cin 
|
وَالْإِنْسِ:
ve insan 
|
فِي:
içine 
|
النَّارِ:
ateşin 
|
كُلَّمَا:
her 
|
دَخَلَتْ:
girdiğinde 
|
أُمَّةٌ:
ümmet 
|
لَعَنَتْ:
la'net eder 
|
أُخْتَهَا:
yoldaşına 
|
حَتَّىٰ:
nihayet 
|
إِذَا:
zaman 
|
ادَّارَكُوا:
birbiri ardından 
|
فِيهَا:
orada 
|
جَمِيعًا:
hepsi toplandığı 
|
قَالَتْ:
dediler ki 
|
أُخْرَاهُمْ:
sonrakiler 
|
لِأُولَاهُمْ:
öncekiler için 
|
رَبَّنَا:
Rabbimiz 
|
هَٰؤُلَاءِ:
bunlar 
|
أَضَلُّونَا:
bizi saptırdılar 
|
فَاتِهِمْ:
bunlara ver 
|
عَذَابًا:
azab 
|
ضِعْفًا:
bir kat daha 
|
مِنَ:
-ten 
|
النَّارِ:
ateş- 
|
قَالَ:
(Allah) dedi 
|
لِكُلٍّ:
hepsi için vardır 
|
ضِعْفٌ:
bir kat fazla 
|
وَلَٰكِنْ:
ancak 
|
لَا:

|
تَعْلَمُونَ:
siz bilmezsiniz 
|
39. |
وَقَالَتْ:
dediler ki 
|
أُولَاهُمْ:
öncekiler 
|
لِأُخْرَاهُمْ:
sonrakilere 
|
فَمَا:
yoktur 
|
كَانَ:

|
لَكُمْ:
sizin 
|
عَلَيْنَا:
bize 
|
مِنْ:
hiç 
|
فَضْلٍ:
üstünlüğünüz 
|
فَذُوقُوا:
o halde siz de tadın 
|
الْعَذَابَ:
azabı 
|
بِمَا:
karşılık 
|
كُنْتُمْ:
olduklarınıza 
|
تَكْسِبُونَ:
kazanıyor 
|
40. |
إِنَّ:
şüphesiz 
|
الَّذِينَ:
kimseler 
|
كَذَّبُوا:
yalanlayan 
|
بِايَاتِنَا:
bizim ayetlerimizi 
|
وَاسْتَكْبَرُوا:
ve kibirlenenler 
|
عَنْهَا:
onlara 
|
لَا:

|
تُفَتَّحُ:
açılmayacak 
|
لَهُمْ:
onlara 
|
أَبْوَابُ:
kapıları 
|
السَّمَاءِ:
gök 
|
وَلَا:
ve 
|
يَدْخُلُونَ:
onlar giremeyeceklerdir 
|
الْجَنَّةَ:
cennete 
|
حَتَّىٰ:
kadar 
|
يَلِجَ:
geçinceye 
|
الْجَمَلُ:
deve 
|
فِي:
içinden 
|
سَمِّ:
deliği 
|
الْخِيَاطِ:
iğne 
|
وَكَذَٰلِكَ:
ve işte böyle 
|
نَجْزِي:
cezalandırırız 
|
الْمُجْرِمِينَ:
suçluları 
|
41. |
لَهُمْ:
onlar için vardır 
|
مِنْ:
-den 
|
جَهَنَّمَ:
cehennem- 
|
مِهَادٌ:
bir döşek 
|
وَمِنْ:
ve 
|
فَوْقِهِمْ:
üstlerinde de 
|
غَوَاشٍ:
(ateşten) örtüler 
|
وَكَذَٰلِكَ:
işte böyle 
|
نَجْزِي:
cezalandırırız 
|
الظَّالِمِينَ:
zalimleri 
|
42. |
وَالَّذِينَ:
ve kimseler 
|
امَنُوا:
inanan 
|
وَعَمِلُوا:
ve yapanlar 
|
الصَّالِحَاتِ:
iyi işler 
|
لَا:

|
نُكَلِّفُ:
yüklemeyiz 
|
نَفْسًا:
hiç kimseye 
|
إِلَّا:
başkasını 
|
وُسْعَهَا:
gücünün yettiğinden 
|
أُولَٰئِكَ:
işte onlar 
|
أَصْحَابُ:
halkıdır 
|
الْجَنَّةِ:
cennet 
|
هُمْ:
onlar 
|
فِيهَا:
orada 
|
خَالِدُونَ:
ebedi kalacaklardır 
|
43. |
وَنَزَعْنَا:
ve çıkarıp atmışızdır 
|
مَا:
ne varsa 
|
فِي:
içinde 
|
صُدُورِهِمْ:
göğüsleri 
|
مِنْ:
-den 
|
غِلٍّ:
kin- 
|
تَجْرِي:
akmaktadır 
|
مِنْ:

|
تَحْتِهِمُ:
altlarından 
|
الْأَنْهَارُ:
ırmaklar 
|
وَقَالُوا:
ve dediler 
|
الْحَمْدُ:
hamdolsun 
|
لِلَّهِ:
Allah'a 
|
الَّذِي:
o ki 
|
هَدَانَا:
lutfedip bizi getirdi 
|
لِهَٰذَا:
buraya 
|
وَمَا:

|
كُنَّا:
biz 
|
لِنَهْتَدِيَ:
(doğruyu) bulamazdık 
|
لَوْلَا:
eğer 
|
أَنْ:

|
هَدَانَا:
bizi getirmeseydi 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
لَقَدْ:
muhakkak 
|
جَاءَتْ:
getirmişler 
|
رُسُلُ:
elçileri 
|
رَبِّنَا:
Rabbimizin 
|
بِالْحَقِّ:
gerçeği 
|
وَنُودُوا:
onlara seslenildi 
|
أَنْ:

|
تِلْكُمُ:
işte size 
|
الْجَنَّةُ:
cennet 
|
أُورِثْتُمُوهَا:
o size miras verildi 
|
بِمَا:
karşılık 
|
كُنْتُمْ:

|
تَعْمَلُونَ:
yaptıklarınıza 
|
44. |
وَنَادَىٰ:
ve seslendi 
|
أَصْحَابُ:
halkı 
|
الْجَنَّةِ:
cennet 
|
أَصْحَابَ:
halkına 
|
النَّارِ:
ateş 
|
أَنْ:
ki 
|
قَدْ:
muhakkak 
|
وَجَدْنَا:
biz bulduk 
|
مَا:
şeyi 
|
وَعَدَنَا:
bize va'dettiğini 
|
رَبُّنَا:
Rabbimizin 
|
حَقًّا:
gerçek 
|
فَهَلْ:
mu? 
|
وَجَدْتُمْ:
siz buldunuz 
|
مَا:
şeyi 
|
وَعَدَ:
size va'dettiğini 
|
رَبُّكُمْ:
Rabbinizin 
|
حَقًّا:
gerçek 
|
قَالُوا:
dediler 
|
نَعَمْ:
evet 
|
فَأَذَّنَ:
ve seslendi 
|
مُؤَذِّنٌ:
bir ünleyici 
|
بَيْنَهُمْ:
aralarından 
|
أَنْ:
diye 
|
لَعْنَةُ:
la'neti 
|
اللَّهِ:
Allah'ın 
|
عَلَى:
üzerine olsun 
|
الظَّالِمِينَ:
zalimlerin 
|
45. |
الَّذِينَ:
onlar ki 
|
يَصُدُّونَ:
menedip 
|
عَنْ:
-ndan 
|
سَبِيلِ:
yolu- 
|
اللَّهِ:
Allah'ın 
|
وَيَبْغُونَهَا:
ve onu isterler 
|
عِوَجًا:
eğriltmek 
|
وَهُمْ:
ve onlar 
|
بِالْاخِرَةِ:
ahireti de 
|
كَافِرُونَ:
inkar ederlerdi 
|
46. |
وَبَيْنَهُمَا:
iki taraf arasında 
|
حِجَابٌ:
bir perde (vardır) 
|
وَعَلَى:
ve üzerinde 
|
الْأَعْرَافِ:
A'raf 
|
رِجَالٌ:
erkekler (vardır) 
|
يَعْرِفُونَ:
tanıyan 
|
كُلًّا:
hepsini 
|
بِسِيمَاهُمْ:
yüzlerindeki işaretleriyle 
|
وَنَادَوْا:
ve seslendiler 
|
أَصْحَابَ:
halkına 
|
الْجَنَّةِ:
cennet 
|
أَنْ:
diye 
|
سَلَامٌ:
selam olsun 
|
عَلَيْكُمْ:
size 
|
لَمْ:

|
يَدْخُلُوهَا:
cennete girmemiş 
|
وَهُمْ:
fakat onlar 
|
يَطْمَعُونَ:
beklemektedirler 
|
47. |
وَإِذَا:
zaman 
|
صُرِفَتْ:
çevrildiği 
|
أَبْصَارُهُمْ:
gözleri 
|
تِلْقَاءَ:
tarafına 
|
أَصْحَابِ:
halkı 
|
النَّارِ:
ateş 
|
قَالُوا:
dediler 
|
رَبَّنَا:
Rabbimiz 
|
لَا:

|
تَجْعَلْنَا:
bizi bulundurma 
|
مَعَ:
beraber 
|
الْقَوْمِ:
toplulukla 
|
الظَّالِمِينَ:
zalim 
|
48. |
وَنَادَىٰ:
ve seslendiler 
|
أَصْحَابُ:
halkı 
|
الْأَعْرَافِ:
A'raf 
|
رِجَالًا:
birtakım adamlara 
|
يَعْرِفُونَهُمْ:
tanıdıkları 
|
بِسِيمَاهُمْ:
yüzlerinden 
|
قَالُوا:
dediler ki 
|
مَا:

|
أَغْنَىٰ:
hiçbir yarar sağlamadı 
|
عَنْكُمْ:
size 
|
جَمْعُكُمْ:
topluluğunuzun 
|
وَمَا:
ne de 
|
كُنْتُمْ:
size 
|
تَسْتَكْبِرُونَ:
büyüklük taslamanız 
|
( Kırık Meal (Arapça) Meali; A’râf Suresi 33-48. Ayetler) — kuranmeali.eu/7/33
Not: Her mealin tüm ayetleri sistemde bulunmayabilir; ayet eklendiği halde görünmüyorsa bu nedenledir.