Zümer Suresi 8-23. Ayet — Kırık Meal (Arapça) Meali
Metni düzenleyebilir, kopyalayabilir veya paylaşabilirsiniz. Ayet ekleyip çıkarmak için alttaki düğmeleri kullanın.
8. |
وَإِذَا:
zaman 
|
مَسَّ:
dokunduğu 
|
الْإِنْسَانَ:
insana 
|
ضُرٌّ:
bir zarar 
|
دَعَا:
hemen du'a eder 
|
رَبَّهُ:
Rabbine 
|
مُنِيبًا:
içtenlikle yönelerek 
|
إِلَيْهِ:
O'na 
|
ثُمَّ:
sonra 
|
إِذَا:
zaman 
|
خَوَّلَهُ:
ona verdiği 
|
نِعْمَةً:
bir ni'met 
|
مِنْهُ:
kendisinden 
|
نَسِيَ:
unutur 
|
مَا:

|
كَانَ:
olduğunu 
|
يَدْعُو:
yalvarmakta 
|
إِلَيْهِ:
O'na 
|
مِنْ:

|
قَبْلُ:
önceden 
|
وَجَعَلَ:
ve koşar 
|
لِلَّهِ:
Allah'a 
|
أَنْدَادًا:
eşler 
|
لِيُضِلَّ:
saptırmak için 
|
عَنْ:
-ndan 
|
سَبِيلِهِ:
O'nun yolu- 
|
قُلْ:
de ki 
|
تَمَتَّعْ:
yaşa 
|
بِكُفْرِكَ:
küfrünle 
|
قَلِيلًا:
azıcık 
|
إِنَّكَ:
şüphesiz sen 
|
مِنْ:
-ndan(sın) 
|
أَصْحَابِ:
halkı- 
|
النَّارِ:
ateş 
|
9. |
أَمَّنْ:
yoksa gibi midir? 
|
هُوَ:
o 
|
قَانِتٌ:
ibadet eden 
|
انَاءَ:
sa'atlerinde 
|
اللَّيْلِ:
gece 
|
سَاجِدًا:
secde ederek 
|
وَقَائِمًا:
ve ayakta durarak 
|
يَحْذَرُ:
korkan 
|
الْاخِرَةَ:
ahiretten 
|
وَيَرْجُو:
ve uman 
|
رَحْمَةَ:
rahmetini 
|
رَبِّهِ:
Rabbinin 
|
قُلْ:
de ki 
|
هَلْ:
-midir? 
|
يَسْتَوِي:
eşit- 
|
الَّذِينَ:
kimselerle 
|
يَعْلَمُونَ:
bilen(lerle) 
|
وَالَّذِينَ:
ve kimseler 
|
لَا:

|
يَعْلَمُونَ:
bilmeyen(ler) 
|
إِنَّمَا:
doğrusu ancak 
|
يَتَذَكَّرُ:
öğüt alır 
|
أُولُو:
sahipleri 
|
الْأَلْبَابِ:
sağduyu 
|
10. |
قُلْ:
de ki 
|
يَا:
EY/HEY/AH 
|
عِبَادِ:
kullarım 
|
الَّذِينَ:

|
امَنُوا:
inanan 
|
اتَّقُوا:
korkun 
|
رَبَّكُمْ:
Rabbinizden 
|
لِلَّذِينَ:
kimselere vardır 
|
أَحْسَنُوا:
güzel davranan(lara) 
|
فِي:

|
هَٰذِهِ:
bu 
|
الدُّنْيَا:
dünyada 
|
حَسَنَةٌ:
güzellik 
|
وَأَرْضُ:
ve yeri 
|
اللَّهِ:
Allah'ın 
|
وَاسِعَةٌ:
geniştir 
|
إِنَّمَا:
ancak 
|
يُوَفَّى:
ödenecektir 
|
الصَّابِرُونَ:
sabredenlere 
|
أَجْرَهُمْ:
ödülleri 
|
بِغَيْرِ:
olmaksızın 
|
حِسَابٍ:
hesabı 
|
11. |
قُلْ:
de ki 
|
إِنِّي:
muhakkak bana 
|
أُمِرْتُ:
emredildi 
|
أَنْ:

|
أَعْبُدَ:
kulluk etmem 
|
اللَّهَ:
Allah'a 
|
مُخْلِصًا:
halis kılarak 
|
لَهُ:
yalnız O'na 
|
الدِّينَ:
dini 
|
12. |
وَأُمِرْتُ:
ve bana emredildi 
|
لِأَنْ:

|
أَكُونَ:
olmam 
|
أَوَّلَ:
ilki 
|
الْمُسْلِمِينَ:
müslümanların 
|
13. |
قُلْ:
de ki 
|
إِنِّي:
elbette ben 
|
أَخَافُ:
korkarım 
|
إِنْ:
eğer 
|
عَصَيْتُ:
isyan edersem 
|
رَبِّي:
Rabbime 
|
عَذَابَ:
azabından 
|
يَوْمٍ:
bir günün 
|
عَظِيمٍ:
büyük 
|
14. |
قُلِ:
de ki 
|
اللَّهَ:
Allah'a 
|
أَعْبُدُ:
kulluk ediyorum 
|
مُخْلِصًا:
halis kılarak 
|
لَهُ:
yalnız O'na 
|
دِينِي:
dinimi 
|
15. |
فَاعْبُدُوا:
siz de kulluk edin 
|
مَا:

|
شِئْتُمْ:
dilediğinize 
|
مِنْ:

|
دُونِهِ:
O'ndan başka 
|
قُلْ:
de ki 
|
إِنَّ:
şüphesiz 
|
الْخَاسِرِينَ:
ziyan edenlerdir 
|
الَّذِينَ:

|
خَسِرُوا:
ziyana uğrayanlar 
|
أَنْفُسَهُمْ:
kendilerini 
|
وَأَهْلِيهِمْ:
ve ailelerini 
|
يَوْمَ:
günü 
|
الْقِيَامَةِ:
kıyamet 
|
أَلَا:
dikkat edin 
|
ذَٰلِكَ:
işte 
|
هُوَ:
bu 
|
الْخُسْرَانُ:
bir ziyandır 
|
الْمُبِينُ:
apaçık 
|
16. |
لَهُمْ:
onların vardır 
|
مِنْ:

|
فَوْقِهِمْ:
üstlerinden 
|
ظُلَلٌ:
gölgeler 
|
مِنَ:
-ten 
|
النَّارِ:
ateş- 
|
وَمِنْ:
ve 
|
تَحْتِهِمْ:
altlarından 
|
ظُلَلٌ:
(ateşten) gölgeler 
|
ذَٰلِكَ:
işte 
|
يُخَوِّفُ:
korkutur 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
بِهِ:
bu durumdan 
|
عِبَادَهُ:
kullarını 
|
يَا:
EY/HEY/AH 
|
عِبَادِ:
kullarım 
|
فَاتَّقُونِ:
benden korkun 
|
17. |
وَالَّذِينَ:
kimselere 
|
اجْتَنَبُوا:
kaçınan(lara) 
|
الطَّاغُوتَ:
Tağut'a 
|
أَنْ:

|
يَعْبُدُوهَا:
kulluk etmekten 
|
وَأَنَابُوا:
ve yönelenlere 
|
إِلَى:

|
اللَّهِ:
Allah'a 
|
لَهُمُ:
onlar için vardır 
|
الْبُشْرَىٰ:
müjde 
|
فَبَشِّرْ:
müjdele 
|
عِبَادِ:
kullarımı 
|
18. |
الَّذِينَ:
onlar ki 
|
يَسْتَمِعُونَ:
dinlerler 
|
الْقَوْلَ:
sözü 
|
فَيَتَّبِعُونَ:
ve uyarlar 
|
أَحْسَنَهُ:
onun en güzeline 
|
أُولَٰئِكَ:
işte onlar 
|
الَّذِينَ:
kimselerdir 
|
هَدَاهُمُ:
doğru yola ilettikleri 
|
اللَّهُ:
Allah'ın 
|
وَأُولَٰئِكَ:
ve işte 
|
هُمْ:
onlar 
|
أُولُو:
sahipleridir 
|
الْأَلْبَابِ:
sağduyu 
|
19. |
أَفَمَنْ:
kimse mi? 
|
حَقَّ:
hak olan 
|
عَلَيْهِ:
üzerine 
|
كَلِمَةُ:
kararı 
|
الْعَذَابِ:
azab 
|
أَفَأَنْتَ:
sen mi? 
|
تُنْقِذُ:
kurtaracaksın 
|
مَنْ:
bulunanı 
|
فِي:

|
النَّارِ:
ateşte 
|
20. |
لَٰكِنِ:
fakat 
|
الَّذِينَ:
onlar ki 
|
اتَّقَوْا:
korkarlar 
|
رَبَّهُمْ:
Rablerinden 
|
لَهُمْ:
onlara vardır 
|
غُرَفٌ:
odalar 
|
مِنْ:

|
فَوْقِهَا:
üstüste 
|
غُرَفٌ:
odalar 
|
مَبْنِيَّةٌ:
yapılmış 
|
تَجْرِي:
akmaktadır 
|
مِنْ:

|
تَحْتِهَا:
altından 
|
الْأَنْهَارُ:
ırmaklar 
|
وَعْدَ:
(bu) va'didir 
|
اللَّهِ:
Allah'ın 
|
لَا:

|
يُخْلِفُ:
caymaz 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
الْمِيعَادَ:
va'dinden 
|
21. |
أَلَمْ:

|
تَرَ:
görmedin mi? 
|
أَنَّ:
şüphesiz 
|
اللَّهَ:
Allah 
|
أَنْزَلَ:
indirdi 
|
مِنَ:
-ten 
|
السَّمَاءِ:
gök- 
|
مَاءً:
bir su 
|
فَسَلَكَهُ:
sonra onu geçirdi 
|
يَنَابِيعَ:
kaynaklara 
|
فِي:
içindeki 
|
الْأَرْضِ:
yerin 
|
ثُمَّ:
sonra 
|
يُخْرِجُ:
çıkarıyor 
|
بِهِ:
onunla 
|
زَرْعًا:
ekin 
|
مُخْتَلِفًا:
çeşitli 
|
أَلْوَانُهُ:
renklerde 
|
ثُمَّ:
sonra 
|
يَهِيجُ:
(ekin) kurur 
|
فَتَرَاهُ:
ve onu görürsün 
|
مُصْفَرًّا:
sararmış 
|
ثُمَّ:
sonra 
|
يَجْعَلُهُ:
onu yapar 
|
حُطَامًا:
bir çöp 
|
إِنَّ:
şüphesiz 
|
فِي:
vardır 
|
ذَٰلِكَ:
bunda 
|
لَذِكْرَىٰ:
bir ibret 
|
لِأُولِي:
sahipleri için 
|
الْأَلْبَابِ:
sağduyu 
|
22. |
أَفَمَنْ:
kimse değil midir? 
|
شَرَحَ:
açtığı 
|
اللَّهُ:
Allah'ın 
|
صَدْرَهُ:
göğsünü 
|
لِلْإِسْلَامِ:
İslam'a 
|
فَهُوَ:
o 
|
عَلَىٰ:
üzerinde 
|
نُورٍ:
bir nur 
|
مِنْ:
-nden 
|
رَبِّهِ:
Rabbi- 
|
فَوَيْلٌ:
yazıklar olsun 
|
لِلْقَاسِيَةِ:
katılaşmış olanlara 
|
قُلُوبُهُمْ:
yürekleri 
|
مِنْ:
karşı 
|
ذِكْرِ:
anmağa 
|
اللَّهِ:
Allah'ı 
|
أُولَٰئِكَ:
onlar 
|
فِي:
içindedirler 
|
ضَلَالٍ:
bir sapıklık 
|
مُبِينٍ:
apaçık 
|
23. |
اللَّهُ:
Allah 
|
نَزَّلَ:
indirdi 
|
أَحْسَنَ:
en güzelini 
|
الْحَدِيثِ:
sözün 
|
كِتَابًا:
bir Kitap halinde 
|
مُتَشَابِهًا:
birbirine benzer 
|
مَثَانِيَ:
ikişerli 
|
تَقْشَعِرُّ:
ürperir 
|
مِنْهُ:
ondan 
|
جُلُودُ:
derileri 
|
الَّذِينَ:
kimselerin 
|
يَخْشَوْنَ:
korkanların 
|
رَبَّهُمْ:
Rablerinden 
|
ثُمَّ:
sonra 
|
تَلِينُ:
yumuşar 
|
جُلُودُهُمْ:
derileri 
|
وَقُلُوبُهُمْ:
ve kalbleri 
|
إِلَىٰ:

|
ذِكْرِ:
zikrine 
|
اللَّهِ:
Allah'ın 
|
ذَٰلِكَ:
işte bu 
|
هُدَى:
rehberidir 
|
اللَّهِ:
Allah'ın 
|
يَهْدِي:
doğru yola iletir 
|
بِهِ:
bununla 
|
مَنْ:
kimseyi 
|
يَشَاءُ:
dilediği 
|
وَمَنْ:
ama kimi 
|
يُضْلِلِ:
sapıklığında bırakırsa 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
فَمَا:
artık olmaz 
|
لَهُ:
ona 
|
مِنْ:
hiçbir 
|
هَادٍ:
yol gösteren 
|
( Kırık Meal (Arapça) Meali; Zümer Suresi 8-23. Ayetler) — kuranmeali.eu/39/8
Not: Her mealin tüm ayetleri sistemde bulunmayabilir; ayet eklendiği halde görünmüyorsa bu nedenledir.