Bakara Suresi 187-198. Ayet — Kırık Meal (Arapça) Meali
Metni düzenleyebilir, kopyalayabilir veya paylaşabilirsiniz. Ayet ekleyip çıkarmak için alttaki düğmeleri kullanın.
187. |
أُحِلَّ:
helal kılındı 
|
لَكُمْ:
size 
|
لَيْلَةَ:
gecesi 
|
الصِّيَامِ:
oruç 
|
الرَّفَثُ:
yaklaşmak 
|
إِلَىٰ:

|
نِسَائِكُمْ:
kadınlarınıza 
|
هُنَّ:
onlar 
|
لِبَاسٌ:
elbisenizdir 
|
لَكُمْ:
sizin 
|
وَأَنْتُمْ:
ve siz de 
|
لِبَاسٌ:
elbisesisiniz 
|
لَهُنَّ:
onların 
|
عَلِمَ:
bildi 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
أَنَّكُمْ:
gerçekten siz 
|
كُنْتُمْ:
olduğunuzu 
|
تَخْتَانُونَ:
yazık ediyorsunuz 
|
أَنْفُسَكُمْ:
kendinize 
|
فَتَابَ:
tevbenizi kabul etti 
|
عَلَيْكُمْ:
sizden 
|
وَعَفَا:
ve affetti 
|
عَنْكُمْ:
sizi 
|
فَالْانَ:
artık şimdi 
|
بَاشِرُوهُنَّ:
onlara yaklaşın 
|
وَابْتَغُوا:
ve arayın 
|
مَا:
şeyleri 
|
كَتَبَ:
yaz(ıp takdir etmiş ol)duğu 
|
اللَّهُ:
Allah'ın 
|
لَكُمْ:
sizin için 
|
وَكُلُوا:
ve yiyin 
|
وَاشْرَبُوا:
ve için 
|
حَتَّىٰ:
kadar 
|
يَتَبَيَّنَ:
ayırdelinceye 
|
لَكُمُ:
sizce 
|
الْخَيْطُ:
iplik 
|
الْأَبْيَضُ:
beyaz 
|
مِنَ:
-ten 
|
الْخَيْطِ:
iplik- 
|
الْأَسْوَدِ:
siyah 
|
مِنَ:

|
الْفَجْرِ:
şafağın 
|
ثُمَّ:
sonra 
|
أَتِمُّوا:
tamamlayın 
|
الصِّيَامَ:
orucu 
|
إِلَى:
dek 
|
اللَّيْلِ:
gece (oluncaya) 
|
وَلَا:

|
تُبَاشِرُوهُنَّ:
(kadınlara) yaklaşmayın 
|
وَأَنْتُمْ:
siz 
|
عَاكِفُونَ:
ibadete çekilmiş iken 
|
فِي:

|
الْمَسَاجِدِ:
mescidlerde 
|
تِلْكَ:
bunlar 
|
حُدُودُ:
sınırlarıdır 
|
اللَّهِ:
Allah'ın 
|
فَلَا:

|
تَقْرَبُوهَا:
bunlara yaklaşmayın 
|
كَذَٰلِكَ:
işte böyle 
|
يُبَيِّنُ:
açıklar ki 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
ايَاتِهِ:
ayetlerini 
|
لِلنَّاسِ:
insanlara 
|
لَعَلَّهُمْ:
umulur ki 
|
يَتَّقُونَ:
korunup sakınırlar 
|
188. |
وَلَا:

|
تَأْكُلُوا:
yemeyin 
|
أَمْوَالَكُمْ:
mallarınızı 
|
بَيْنَكُمْ:
aranızda 
|
بِالْبَاطِلِ:
batıl (sebepler) ile 
|
وَتُدْلُوا:
ve atmayın 
|
بِهَا:
onları 
|
إِلَى:

|
الْحُكَّامِ:
hakimler(in önün)e 
|
لِتَأْكُلُوا:
yemeniz için 
|
فَرِيقًا:
bir kısmını 
|
مِنْ:

|
أَمْوَالِ:
mallarından 
|
النَّاسِ:
insanların 
|
بِالْإِثْمِ:
günah bir biçimde 
|
وَأَنْتُمْ:
ve siz 
|
تَعْلَمُونَ:
bildiğiniz halde 
|
189. |
يَسْأَلُونَكَ:
sana soruyorlar 
|
عَنِ:

|
الْأَهِلَّةِ:
hilallerden 
|
قُلْ:
de ki 
|
هِيَ:
onlar 
|
مَوَاقِيتُ:
vakit ölçüleridir 
|
لِلنَّاسِ:
insanlar için 
|
وَالْحَجِّ:
ve hac 
|
وَلَيْسَ:
ve değildir 
|
الْبِرُّ:
iyilik 
|
بِأَنْ:

|
تَأْتُوا:
girmek 
|
الْبُيُوتَ:
evlere 
|
مِنْ:
-ndan 
|
ظُهُورِهَا:
arkaları- 
|
وَلَٰكِنَّ:
fakat 
|
الْبِرَّ:
iyilik 
|
مَنِ:
kişinin 
|
اتَّقَىٰ:
takvasıdır 
|
وَأْتُوا:
ve girin 
|
الْبُيُوتَ:
evlere 
|
مِنْ:
-ndan 
|
أَبْوَابِهَا:
kapıları- 
|
وَاتَّقُوا:
ve sakının 
|
اللَّهَ:
Allah'tan 
|
لَعَلَّكُمْ:
umulur ki 
|
تُفْلِحُونَ:
kurtuluşa erersiniz 
|
190. |
وَقَاتِلُوا:
ve savaşın 
|
فِي:

|
سَبِيلِ:
yolunda 
|
اللَّهِ:
Allah 
|
الَّذِينَ:
kimselerle 
|
يُقَاتِلُونَكُمْ:
sizinle savaşan(lar) 
|
وَلَا:

|
تَعْتَدُوا:
aşırı gitmeyin 
|
إِنَّ:
şüphesiz 
|
اللَّهَ:
Allah 
|
لَا:

|
يُحِبُّ:
sevmez 
|
الْمُعْتَدِينَ:
aşırı gidenleri 
|
191. |
وَاقْتُلُوهُمْ:
ve onları öldürün 
|
حَيْثُ:
nerede 
|
ثَقِفْتُمُوهُمْ:
yakalarsanız 
|
وَأَخْرِجُوهُمْ:
ve onları çıkarın 
|
مِنْ:

|
حَيْثُ:
yer(Mekke)den 
|
أَخْرَجُوكُمْ:
sizi çıkardıkları 
|
وَالْفِتْنَةُ:
ve fitne 
|
أَشَدُّ:
daha kötüdür 
|
مِنَ:
-ten 
|
الْقَتْلِ:
adam öldürmek- 
|
وَلَا:

|
تُقَاتِلُوهُمْ:
onlarla savaşmayın 
|
عِنْدَ:
yanında 
|
الْمَسْجِدِ:
Mescid-i 
|
الْحَرَامِ:
Haram 
|
حَتَّىٰ:
kadar 
|
يُقَاتِلُوكُمْ:
sizinle savaşıncaya 
|
فِيهِ:
orada 
|
فَإِنْ:
fakat eğer 
|
قَاتَلُوكُمْ:
onlar sizinle savaşırlarsa 
|
فَاقْتُلُوهُمْ:
hemen onları öldürün 
|
كَذَٰلِكَ:
böyledir 
|
جَزَاءُ:
cezası 
|
الْكَافِرِينَ:
kafirlerin 
|
192. |
فَإِنِ:
eğer 
|
انْتَهَوْا:
(saldırılarına) son verirlerse 
|
فَإِنَّ:
gerçekten 
|
اللَّهَ:
Allah 
|
غَفُورٌ:
bağışlayandır 
|
رَحِيمٌ:
esirgeyendir 
|
193. |
وَقَاتِلُوهُمْ:
onlarla savaşın 
|
حَتَّىٰ:
kadar 
|
لَا:

|
تَكُونَ:
kalmayıncaya 
|
فِتْنَةٌ:
fitne 
|
وَيَكُونَ:
ve oluncaya (kadar) 
|
الدِّينُ:
din 
|
لِلَّهِ:
Allah'ın 
|
فَإِنِ:
eğer 
|
انْتَهَوْا:
(saldırılarına) son verirlerse 
|
فَلَا:
artık olmaz 
|
عُدْوَانَ:
düşmanlık 
|
إِلَّا:
başkasına 
|
عَلَى:
-den 
|
الظَّالِمِينَ:
zalimler- 
|
194. |
الشَّهْرُ:
ayı 
|
الْحَرَامُ:
haram 
|
بِالشَّهْرِ:
aya karşılıktır 
|
الْحَرَامِ:
haram 
|
وَالْحُرُمَاتُ:
ve hürmetler 
|
قِصَاصٌ:
karşılıklıdır 
|
فَمَنِ:
kim 
|
اعْتَدَىٰ:
saldırırsa 
|
عَلَيْكُمْ:
size 
|
فَاعْتَدُوا:
siz de saldırın 
|
عَلَيْهِ:
ona 
|
بِمِثْلِ:
gibi 
|
مَا:

|
اعْتَدَىٰ:
saldırdığı 
|
عَلَيْكُمْ:
size 
|
وَاتَّقُوا:
korkun 
|
اللَّهَ:
Allah'tan 
|
وَاعْلَمُوا:
bilin ki 
|
أَنَّ:
gerçekten 
|
اللَّهَ:
Allah 
|
مَعَ:
beraberdir 
|
الْمُتَّقِينَ:
muttakilerle 
|
195. |
وَأَنْفِقُوا:
infak edin 
|
فِي:

|
سَبِيلِ:
yolunda 
|
اللَّهِ:
Allah 
|
وَلَا:

|
تُلْقُوا:
kendinizi atmayın 
|
بِأَيْدِيكُمْ:
kendi ellerinizle 
|
إِلَى:

|
التَّهْلُكَةِ:
tehlikeye 
|
وَأَحْسِنُوا:
ve iyilik edin 
|
إِنَّ:
doğrusu 
|
اللَّهَ:
Allah 
|
يُحِبُّ:
sever 
|
الْمُحْسِنِينَ:
iyilik edenleri 
|
196. |
وَأَتِمُّوا:
ve tamamlayın 
|
الْحَجَّ:
haccı 
|
وَالْعُمْرَةَ:
ve ömreyi 
|
لِلَّهِ:
Allah için 
|
فَإِنْ:
eğer 
|
أُحْصِرْتُمْ:
engellenmiş olursanız 
|
فَمَا:
şeyi (kesin) 
|
اسْتَيْسَرَ:
kolayınıza gelen 
|
مِنَ:
-dan 
|
الْهَدْيِ:
kurban- 
|
وَلَا:

|
تَحْلِقُوا:
tıraş etmeyin 
|
رُءُوسَكُمْ:
başlarınızı 
|
حَتَّىٰ:
kadar 
|
يَبْلُغَ:
varıncaya 
|
الْهَدْيُ:
kurban 
|
مَحِلَّهُ:
yerine 
|
فَمَنْ:
kim (varsa) 
|
كَانَ:
olan 
|
مِنْكُمْ:
içinizden 
|
مَرِيضًا:
hasta 
|
أَوْ:
ya da 
|
بِهِ:
bulunan 
|
أَذًى:
bir rahatsızlığı 
|
مِنْ:
-ndan 
|
رَأْسِهِ:
başı- 
|
فَفِدْيَةٌ:
fidye (versin) 
|
مِنْ:

|
صِيَامٍ:
oruçtan 
|
أَوْ:
veya 
|
صَدَقَةٍ:
sadakadan 
|
أَوْ:
veya 
|
نُسُكٍ:
kurbandan 
|
فَإِذَا:
zaman 
|
أَمِنْتُمْ:
güvene kavuştuğunuz 
|
فَمَنْ:
kimse 
|
تَمَتَّعَ:
faydalanmak isteyen 
|
بِالْعُمْرَةِ:
ömre ile 
|
إِلَى:
kadar 
|
الْحَجِّ:
hac (zamanın)a 
|
فَمَا:
şeyi (kessin) 
|
اسْتَيْسَرَ:
kolayına geleni 
|
مِنَ:
-dan 
|
الْهَدْيِ:
kurban- 
|
فَمَنْ:
kimse 
|
لَمْ:

|
يَجِدْ:
(kurban) bulamayan 
|
فَصِيَامُ:
oruç tutar 
|
ثَلَاثَةِ:
üç 
|
أَيَّامٍ:
gün 
|
فِي:

|
الْحَجِّ:
hacda 
|
وَسَبْعَةٍ:
ve yedi gün 
|
إِذَا:
zaman 
|
رَجَعْتُمْ:
döndüğünüz 
|
تِلْكَ:
böylece 
|
عَشَرَةٌ:
on (gündür) 
|
كَامِلَةٌ:
tamamı 
|
ذَٰلِكَ:
bu 
|
لِمَنْ:
kimseler içindir 
|
لَمْ:

|
يَكُنْ:
olmayanlar 
|
أَهْلُهُ:
ailesi 
|
حَاضِرِي:
hazır 
|
الْمَسْجِدِ:
Mescid-i 
|
الْحَرَامِ:
Haram'da 
|
وَاتَّقُوا:
sakının 
|
اللَّهَ:
Allah'tan 
|
وَاعْلَمُوا:
ve bilin ki 
|
أَنَّ:
gerçekten 
|
اللَّهَ:
Allah'ın 
|
شَدِيدُ:
şiddetlidir 
|
الْعِقَابِ:
cezası 
|
197. |
الْحَجُّ:
Hac 
|
أَشْهُرٌ:
aylardadır 
|
مَعْلُومَاتٌ:
bilinen 
|
فَمَنْ:
kim 
|
فَرَضَ:
farz ederse (kendisine) 
|
فِيهِنَّ:
onda (o aylarda) 
|
الْحَجَّ:
haccı 
|
فَلَا:
yoktur 
|
رَفَثَ:
kadına yaklaşmak 
|
وَلَا:
ve yoktur 
|
فُسُوقَ:
günaha sapmak 
|
وَلَا:
yoktur 
|
جِدَالَ:
kavga etmek 
|
فِي:

|
الْحَجِّ:
hacda 
|
وَمَا:
ne varsa 
|
تَفْعَلُوا:
yaptığınız 
|
مِنْ:

|
خَيْرٍ:
iyilikten 
|
يَعْلَمْهُ:
onu bilir 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
وَتَزَوَّدُوا:
ve yanınıza azık alın 
|
فَإِنَّ:
şüphesiz 
|
خَيْرَ:
en hayırlısı 
|
الزَّادِ:
azığın 
|
التَّقْوَىٰ:
takvadır 
|
وَاتَّقُونِ:
ve benden sakının 
|
يَا:
EY/HEY/AH 
|
أُولِي:
sahipleri 
|
الْأَلْبَابِ:
akıl/anlayış 
|
198. |
لَيْسَ:
yoktur 
|
عَلَيْكُمْ:
sizin için 
|
جُنَاحٌ:
bir günah 
|
أَنْ:

|
تَبْتَغُوا:
aramanızda 
|
فَضْلًا:
lutfunu 
|
مِنْ:

|
رَبِّكُمْ:
Rabbinizin 
|
فَإِذَا:
zaman 
|
أَفَضْتُمْ:
ayrılıp akın ettiğiniz 
|
مِنْ:
-tan 
|
عَرَفَاتٍ:
Arafat- 
|
فَاذْكُرُوا:
anın (hatırlayın) 
|
اللَّهَ:
Allah'ı 
|
عِنْدَ:
yanında 
|
الْمَشْعَرِ:
Meş'ar-i 
|
الْحَرَامِ:
Haram 
|
وَاذْكُرُوهُ:
O'nu anın 
|
كَمَا:
gibi 
|
هَدَاكُمْ:
sizi hidayet ettiği 
|
وَإِنْ:
ve 
|
كُنْتُمْ:
siz idiniz 
|
مِنْ:

|
قَبْلِهِ:
O'ndan önce 
|
لَمِنَ:

|
الضَّالِّينَ:
sapıklardan 
|
( Kırık Meal (Arapça) Meali; Bakara Suresi 187-198. Ayetler) — kuranmeali.eu/2/187
Not: Her mealin tüm ayetleri sistemde bulunmayabilir; ayet eklendiği halde görünmüyorsa bu nedenledir.