Kehf Suresi 14-21. Ayet — Kırık Meal (Arapça) Meali
Metni düzenleyebilir, kopyalayabilir veya paylaşabilirsiniz. Ayet ekleyip çıkarmak için alttaki düğmeleri kullanın.
14. |
وَرَبَطْنَا:
ve metanet bağlamıştık 
|
عَلَىٰ:
üstüne 
|
قُلُوبِهِمْ:
kalblerinin 
|
إِذْ:

|
قَامُوا:
kalktılar 
|
فَقَالُوا:
ve dediler ki 
|
رَبُّنَا:
Rabbimiz 
|
رَبُّ:
Rabbidir 
|
السَّمَاوَاتِ:
göklerin 
|
وَالْأَرْضِ:
ve yerin 
|
لَنْ:

|
نَدْعُوَ:
biz asla demeyiz 
|
مِنْ:

|
دُونِهِ:
O'ndan başkasına 
|
إِلَٰهًا:
Tanrı 
|
لَقَدْ:
yoksa 
|
قُلْنَا:
konuşmuş oluruz 
|
إِذًا:
o zaman 
|
شَطَطًا:
saçma sapan 
|
15. |
هَٰؤُلَاءِ:
şunlar 
|
قَوْمُنَا:
şu kavmimiz 
|
اتَّخَذُوا:
edindiler 
|
مِنْ:

|
دُونِهِ:
O'ndan başka 
|
الِهَةً:
tanrılar 
|
لَوْلَا:
gerekmez mi? 
|
يَأْتُونَ:
getirmeleri 
|
عَلَيْهِمْ:
onların 
|
بِسُلْطَانٍ:
bir delil 
|
بَيِّنٍ:
açık 
|
فَمَنْ:
kim olabilir? 
|
أَظْلَمُ:
daha zalim 
|
مِمَّنِ:

|
افْتَرَىٰ:
uydurandan 
|
عَلَى:
karşı 
|
اللَّهِ:
Allah'a 
|
كَذِبًا:
yalan 
|
16. |
وَإِذِ:
madem ki 
|
اعْتَزَلْتُمُوهُمْ:
siz onlardan ayrıldınız 
|
وَمَا:
ve şeylerden 
|
يَعْبُدُونَ:
taptıkları 
|
إِلَّا:
başka 
|
اللَّهَ:
Allah'tan 
|
فَأْوُوا:
o halde sığının 
|
إِلَى:

|
الْكَهْفِ:
mağaraya 
|
يَنْشُرْ:
yaysın (bollaştırsın) 
|
لَكُمْ:
size 
|
رَبُّكُمْ:
Rabbiniz 
|
مِنْ:

|
رَحْمَتِهِ:
rahmetini 
|
وَيُهَيِّئْ:
ve hazırlasın 
|
لَكُمْ:
size 
|
مِنْ:

|
أَمْرِكُمْ:
(şu) işinizden 
|
مِرْفَقًا:
yararlı bir şey 
|
17. |
وَتَرَى:
ve görürsün 
|
الشَّمْسَ:
güneşi 
|
إِذَا:
zaman 
|
طَلَعَتْ:
doğduğu 
|
تَزَاوَرُ:
eğiliyor 
|
عَنْ:

|
كَهْفِهِمْ:
mağaralarından 
|
ذَاتَ:

|
الْيَمِينِ:
sağa doğru 
|
وَإِذَا:
ve zaman 
|
غَرَبَتْ:
battığı 
|
تَقْرِضُهُمْ:
onları makaslayıp geçiyor 
|
ذَاتَ:

|
الشِّمَالِ:
sola doğru 
|
وَهُمْ:
ve onlar 
|
فِي:
içindedirler 
|
فَجْوَةٍ:
bir dehlizin 
|
مِنْهُ:
onun (mağaranın) 
|
ذَٰلِكَ:
bu (durum) 
|
مِنْ:

|
ايَاتِ:
ayetlerindendir 
|
اللَّهِ:
Allah'ın 
|
مَنْ:
kime 
|
يَهْدِ:
hidayet verirse 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
فَهُوَ:
o 
|
الْمُهْتَدِ:
yolu bulmuştur 
|
وَمَنْ:
ve kimi de 
|
يُضْلِلْ:
sapıklıkta bırakırsa 
|
فَلَنْ:
artık 
|
تَجِدَ:
bulamazsın 
|
لَهُ:
onun için 
|
وَلِيًّا:
bir dost 
|
مُرْشِدًا:
yol gösteren 
|
18. |
وَتَحْسَبُهُمْ:
sen onları sanırsın 
|
أَيْقَاظًا:
uyanıklar 
|
وَهُمْ:
onlar 
|
رُقُودٌ:
uyudukları halde 
|
وَنُقَلِّبُهُمْ:
ve onları (uykuda) çeviririz 
|
ذَاتَ:

|
الْيَمِينِ:
sağlarına 
|
وَذَاتَ:
ve 
|
الشِّمَالِ:
sollarına 
|
وَكَلْبُهُمْ:
ve köpekleri de 
|
بَاسِطٌ:
uzatmış vaziyettedir 
|
ذِرَاعَيْهِ:
ön ayaklarını 
|
بِالْوَصِيدِ:
girişte 
|
لَوِ:
eğer 
|
اطَّلَعْتَ:
görseydin 
|
عَلَيْهِمْ:
onların durumunu 
|
لَوَلَّيْتَ:
mutlaka dönüp 
|
مِنْهُمْ:
onlardan 
|
فِرَارًا:
kaçardın 
|
وَلَمُلِئْتَ:
ve içine dolardı 
|
مِنْهُمْ:
onlardan 
|
رُعْبًا:
korku 
|
19. |
وَكَذَٰلِكَ:
yine böyle 
|
بَعَثْنَاهُمْ:
onları dirilttik 
|
لِيَتَسَاءَلُوا:
sormaları için 
|
بَيْنَهُمْ:
kendi aralarında 
|
قَالَ:
dedi ki 
|
قَائِلٌ:
konuşan biri 
|
مِنْهُمْ:
içlerinden 
|
كَمْ:
ne kadar? 
|
لَبِثْتُمْ:
kaldınız 
|
قَالُوا:
dediler 
|
لَبِثْنَا:
kaldık 
|
يَوْمًا:
bir gün 
|
أَوْ:
ya da 
|
بَعْضَ:
bir parçası (kadar) 
|
يَوْمٍ:
günün 
|
قَالُوا:
dediler 
|
رَبُّكُمْ:
Rabbiniz 
|
أَعْلَمُ:
daha iyi bilir 
|
بِمَا:
ne kadar 
|
لَبِثْتُمْ:
kaldığınızı 
|
فَابْعَثُوا:
gönderin 
|
أَحَدَكُمْ:
birinizi 
|
بِوَرِقِكُمْ:
gümüş (para) ile 
|
هَٰذِهِ:
şu 
|
إِلَى:

|
الْمَدِينَةِ:
şehre 
|
فَلْيَنْظُرْ:
baksın 
|
أَيُّهَا:
hangi 
|
أَزْكَىٰ:
daha temiz ise 
|
طَعَامًا:
yiyecek 
|
فَلْيَأْتِكُمْ:
size getirsin 
|
بِرِزْقٍ:
bir azık 
|
مِنْهُ:
ondan 
|
وَلْيَتَلَطَّفْ:
ve dikkatli davransın 
|
وَلَا:
sakın 
|
يُشْعِرَنَّ:
sezdirmesin 
|
بِكُمْ:
sizi 
|
أَحَدًا:
birisine 
|
20. |
إِنَّهُمْ:
çünkü onlar 
|
إِنْ:
eğer 
|
يَظْهَرُوا:
ellerine geçirirlerse 
|
عَلَيْكُمْ:
sizi 
|
يَرْجُمُوكُمْ:
taşlayarak öldürürler 
|
أَوْ:
yahut 
|
يُعِيدُوكُمْ:
döndürürler 
|
فِي:

|
مِلَّتِهِمْ:
kendi dinlerine 
|
وَلَنْ:
ve asla 
|
تُفْلِحُوا:
iflah olamazsınız 
|
إِذًا:
o takdirde 
|
أَبَدًا:
asla 
|
21. |
وَكَذَٰلِكَ:
ve böylece 
|
أَعْثَرْنَا:
buldurduk 
|
عَلَيْهِمْ:
onları 
|
لِيَعْلَمُوا:
bilsinler diye 
|
أَنَّ:
şüphesiz 
|
وَعْدَ:
va'dinin 
|
اللَّهِ:
Allah'ın 
|
حَقٌّ:
gerçek olduğunu 
|
وَأَنَّ:
ve şüphesiz 
|
السَّاعَةَ:
saatin(geleceğinde) 
|
لَا:
asla olmadığını 
|
رَيْبَ:
şüphe 
|
فِيهَا:
onda 
|
إِذْ:
o sırada 
|
يَتَنَازَعُونَ:
tartışıyorlardı 
|
بَيْنَهُمْ:
kendi aralarında 
|
أَمْرَهُمْ:
onların durumlarını 
|
فَقَالُوا:
dediler 
|
ابْنُوا:
bina edin 
|
عَلَيْهِمْ:
onların üstüne 
|
بُنْيَانًا:
bir bina 
|
رَبُّهُمْ:
Rableri 
|
أَعْلَمُ:
daha iyi bilir 
|
بِهِمْ:
onları 
|
قَالَ:
dediler ki 
|
الَّذِينَ:

|
غَلَبُوا:
gâlip gelenler 
|
عَلَىٰ:

|
أَمْرِهِمْ:
onların işine 
|
لَنَتَّخِذَنَّ:
mutlaka yapacağız 
|
عَلَيْهِمْ:
onların üstüne 
|
مَسْجِدًا:
bir mescid 
|
( Kırık Meal (Arapça) Meali; Kehf Suresi 14-21. Ayetler) — kuranmeali.eu/18/14
Not: Her mealin tüm ayetleri sistemde bulunmayabilir; ayet eklendiği halde görünmüyorsa bu nedenledir.