| lleƶī: o ki
| ceǎle: yaratan
| lekumu: sizin için
| l-leyle: geceyi
| liteskunū: dinlenmeniz için
| fīhi: onda
| ve nnehāra: ve gündüzü
| mubSiran: aydınlatıcı olarak
| inne: şüphesiz
| fī:
| ƶālike: bunda
| lāyātin: ayetler vardır
| liḳavmin: bir topluluk için
| yesmeǔne: duyan
|
| tteḣaƶe: edindi
| llahu: Allah
| veleden: çocuk
| subHānehu: O bundan münezzehtir
| huve: O
| l-ğaniyyu: hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır
| lehu: O'nundur
| mā: ne varsa
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| ve mā: ve ne varsa
| fī:
| l-erDi: yerde
| in: yoktur
| ǐndekum: sizin
| min: hiçbir
| sulTānin: deliliniz
| bihāƶā: bu konuda
| eteḳūlūne: söylüyor musunuz?
| ǎlā: hakkında
| llahi: Allah
| mā: şeyi
| lā:
| teǎ'lemūne: bilmediğiniz
|
| inne: şüphesiz
| elleƶīne: kimseler
| yefterūne: uyduran(lar)
| ǎlā: hakkında
| llahi: Allah
| l-keƶibe: yalan
| lā:
| yufliHūne: kurtuluşa eremezler
|
| fī:
| d-dunyā: dünyada
| ṧumme: sonra
| ileynā: bizedir
| merciǔhum: dönüşleri
| ṧumme: sonra
| nuƶīḳuhumu: tattırırız
| l-ǎƶābe: azabı
| ş-şedīde: şiddetli
| bimā: dolayı
| kānū: olmalarından
| yekfurūne: inkâr ediyor(lar)
|
| ǎleyhim: onlara
| nebee: kıssasını
| nūHin: Nuh'un
| iƶ: hani
| ḳāle: şöyle söylemişti
| liḳavmihi: kavmine
| yā : EY/HEY/AH
| ḳavmi: kavmim
| in: eğer
| kāne: ise
| kebura: ağır
| ǎleykum: size
| meḳāmī: aranızda durmam
| ve teƶkīrī: ve size hatırlatmam
| biāyāti: ayetlerini
| llahi: Allah'ın
| feǎlā: bilin ki
| llahi: Allah'a
| tevekkeltu: güvendim
| feecmiǔ: siz de toplanın
| emrakum: işiniz hakkında
| ve şurakā'ekum: ortaklarınızla
| ṧumme: sonra
| lā:
| yekun: olmasın
| emrukum: işiniz
| ǎleykum: kendi aranızda
| ğummeten: bir dert
| ṧumme: sonra
| ḳDū: uygulayın
| ileyye: bana karşı
| ve lā: ve
| tunZirūni: bana mühlet vermeyin
|
| tevelleytum: yüz çevirirseniz
| femā:
| seeltukum: sizden istemiş değilim
| min: hiç bir
| ecrin: ücret
| in:
| ecriye: benim ecrim
| illā: ancak
| ǎlā: aittir
| llahi: Allah'a
| ve umirtu: ve ben emrolundum
| en:
| ekūne: olmakla
| mine: -dan
| l-muslimīne: Müslümanlar-
|
| fenecceynāhu: ancak biz onu kurtardık
| ve men: ve olanları
| meǎhu: onunla beraber
| fī:
| l-fulki: gemide
| ve ceǎlnāhum: ve onları yaptık
| ḣalāife: halifeler
| ve eğraḳnā: ve suda boğduk
| elleƶīne: kimseleri
| keƶƶebū: yalanlayan(ları)
| biāyātinā: ayetlerimizi
| fenZur: bir bak
| keyfe: nasıl
| kāne: olduğuna
| ǎāḳibetu: sonlarının
| l-munƶerīne: uyarılanların
|
| beǎṧnā: gönderdik
| min:
| beǎ'dihi: onun ardından
| rusulen: peygamberleri
| ilā:
| ḳavmihim: kavimlerine
| fe cā'ūhum: getirdiler
| bil-beyyināti: açık belgeler
| femā: ancak
| kānū: onlar
| liyu'minū: inanmadılar
| bimā: şeylere
| keƶƶebū: yalanladıkları
| bihi: onu
| min:
| ḳablu: daha önce
| keƶālike: işte böyle
| neTbeǔ: mühürleriz
| ǎlā: üzerini
| ḳulūbi: kalpleri
| l-muǎ'tedīne: aşırı gidenlerin
|
| beǎṧnā: gönderdik
| min:
| beǎ'dihim: onların ardından
| mūsā: Musa'yı
| ve hārūne: ve Harun'u
| ilā:
| fir'ǎvne: Firavuna
| ve meleihi: ve onun ileri gelenlerine
| biāyātinā: ayetlerimizle
| festekberū: ancak onlar büyüklendiler
| ve kānū: ve oldular
| ḳavmen: bir topluluk
| mucrimīne: suçlu
|
| cā'ehumu: onlara gelince
| l-Haḳḳu: gerçek
| min:
| ǐndinā: katımızdan
| ḳālū: dediler
| inne: şüphesiz
| hāƶā: bu
| lesiHrun: bir sihirdir
| mubīnun: apaçık
|
| mūsā: Musa
| eteḳūlūne: böyle mi diyorsunuz?
| lilHaḳḳi: gerçek
| lemmā: zaman
| cā'ekum: size geldiği
| esiHrun: sihir midir?
| hāƶā: bu
| velā: ve
| yufliHu: kurtuluşa ermezler
| s-sāHirūne: sihirbazlar
|
| eci'tenā: mi geldiniz?
| litelfitenā: bizi çevirmek için
| ǎmmā: (yol)dan
| vecednā: bulduğumuz
| ǎleyhi: üzerinde
| ābā'enā: atalarımızı
| ve tekūne: ve olması
| lekumā: ikiniz için
| l-kibriyā'u: büyüklüğün
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| ve mā: (fakat) değiliz
| neHnu: biz
| lekumā: size
| bimu'minīne: iman edecek
|
| fir'ǎvnu: Firavun
| 'tūnī: bana getirin
| bikulli: bütün
| sāHirin: sihirbazları
| ǎlīmin: bilgin
|
| cā'e: gelince
| s-seHaratu: Sihirbazlar
| ḳāle: dedi
| lehum: onlara
| mūsā: Musa
| elḳū: atın
| mā: şeyleri
| entum: siz
| mulḳūne: atacağınız
|
| elḳav: attıkları
| ḳāle: dedi ki
| mūsā: Musa
| mā: şeyler
| ci'tum: sizin getirdiğiniz
| bihi: (onunla)
| s-siHru: sihirdir
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| seyubTiluhu: onu boşa çıkaracaktır
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| lā:
| yuSliHu: düzeltmez
| ǎmele: işlerini
| l-mufsidīne: bozguncuların
|
| llahu: Allah
| l-Haḳḳa: hakkı
| bikelimātihi: sözleriyle
| velev: şayet
| kerihe: hoşlanmasalar da
| l-mucrimūne: suçlular
|
| āmene: iman eden
| limūsā: Musa'ya
| illā: başka
| ƶurriyyetun: bir genç takımdan
| min: -nden
| ḳavmihi: kavmi-
| ǎlā:
| ḣavfin: korkusuyla
| min: -dan
| fir'ǎvne: Firavun-
| ve meleihim: ve adamlarının
| en:
| yeftinehum: kötülük etmeleri
| ve inne: ve şüphesiz
| fir'ǎvne: Firavun
| leǎālin: iyice büyüklenmişti
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| ve innehu: ve şüphesiz o
| lemine: kimselerdendi
| l-musrifīne: çok aşırı giden
|
| mūsā: Musa
| yā : EY/HEY/AH
| ḳavmi: kavmim
| in: eğer
| kuntum: siz
| āmentum: iman ettiyseniz
| billahi: Allah'a
| feǎleyhi: O'na
| tevekkelū: güvenin
| in: eğer
| kuntum: siz
| muslimīne: teslim olduysanız
|
| ǎlā:
| llahi: Allah'a
| tevekkelnā: güvendik
| rabbenā: Rabbimiz
| lā:
| tec'ǎlnā: bizi kılma
| fitneten: bir fitne
| lilḳavmi: topluluğu için
| Z-Zālimīne: zalimler
|
| biraHmetike: rahmetinle
| mine: -ndan
| l-ḳavmi: topluluğu-
| l-kāfirīne: kâfirler
|
| ilā:
| mūsā: Musa'ya
| ve eḣīhi: ve kardeşine
| en: diye
| tebevvā: hazırlayın
| liḳavmikumā: kavminiz için
| bimiSra: sırlanmış/pürüssüz
| buyūten: yapılar
| vec'ǎlū: ve kıldı
| buyūtekum: yapılarınızı
| ḳibleten: kıble
| ve eḳīmū: ve doğrulun
| S-Salāte: SaLâTe/desteğe
| ve beşşiri: ve müjdele
| l-mu'minīne: Mü'minleri
|
| mūsā: Musa
| rabbenā: Rabbimiz
| inneke: şüphesiz sen
| āteyte: verdin
| fir'ǎvne: Firavun'a
| ve meleehu: ve adamlarına
| zīneten: süs(ler)
| ve emvālen: ve mallar
| fī:
| l-Hayāti: hayatında
| d-dunyā: dünya
| rabbenā: Rabbimiz
| liyuDillū: saptırmaları için mi?
| ǎn: -dan
| sebīlike: senin yolun-
| rabbenā: Rabbimiz
| Tmis: yok et
| ǎlā:
| emvālihim: onların mallarını
| veşdud: ve bağla
| ǎlā: üzerini
| ḳulūbihim: kalplerinin
| felā:
| yu'minū: (ki) iman etmesinler
| Hattā: kadar
| yeravu: görünceye
| l-ǎƶābe: azabı
| l-elīme: acıklı
|
| ḳad: muhakkak
| ucībet: kabul edildi
| deǎ'vetukumā: duanız
| festeḳīmā: doğru yolda devam edin
| ve lā: ve
| tettebiǎānni: uymayın
| sebīle: yollarına
| elleƶīne: kimselerin
| lā:
| yeǎ'lemūne: bilmeyen(lerin)
|
| bibenī: oğullarını
| isrāīle: İsrail
| l-beHra: denizden
| fe etbeǎhum: onların peşlerine düştüler
| fir'ǎvnu: Firavun
| ve cunūduhu: ve askerleri de
| beğyen: taşkınlıkla
| ve ǎdve n: ve düşmanlıkla
| Hattā: sonunda
| iƶā: zaman
| edrakehu: onu yakaladığı
| l-ğaraḳu: boğulma
| ḳāle: dedi
| āmentu: iman ettim
| ennehu: elbette
| lā: olmadığına
| ilāhe: ilah
| illā: başka
| lleƶī: kimseden
| āmenet: iman ettiği
| bihi: kendisine
| benū: oğullarının
| isrāīle: İsrail
| ve enā: ve ben de
| mine:
| l-muslimīne: Müslümanlardanım
|
| ve ḳad: oysa
| ǎSayte: isyan etmiştin
| ḳablu: daha önce
| ve kunte: ve olmuştun
| mine: -dan
| l-mufsidīne: bozguncular-
|
| nuneccīke: kurtaracağız
| bibedenike: senin bedenini
| litekūne: olman için
| limen: kimseler için
| ḣalfeke: kendinden sonraki
| āyeten: bir ibret
| ve inne: gerçekte ise
| keṧīran: çoğu
| mine: -dan
| n-nāsi: insanlar-
| ǎn: -den
| āyātinā: ayetlerimiz-
| leğāfilūne: habersizdirler
|
| bevve'nā: yerleştirdik
| benī: oğullarını
| isrāīle: İsrail
| mubevvee: bir yere
| Sidḳin: iyi
| ve razeḳnāhum: ve onları rızıklandırdık
| mine:
| T-Tayyibāti: temiz şeylerle
| fe mā:
| ḣtelefū: ayrılığa düşmediler
| Hattā: kadar
| cā'ehumu: kendilerine gelinceye
| l-ǐlmu: ilim
| inne: şüphesiz
| rabbeke: Rabbin
| yeḳDī: hükmünü verir
| beynehum: aralarında
| yevme: günü
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| fīmā: hususlarda
| kānū: oldukları
| fīhi: onda
| yeḣtelifūne: ayrılığa düştükleri
|
| kunte: isen
| fī: içinde
| şekkin: kuşku
| mimmā: şeyden
| enzelnā: indirdiğimiz
| ileyke: sana
| feseli: o halde sor
| elleƶīne: kimselere
| yeḳra'ūne: okuyan(lara)
| l-kitābe: kitap
| min:
| ḳablike: senden önce
| leḳad: andolsun ki
| cā'eke: sana geldi
| l-Haḳḳu: gerçek
| min:
| rabbike: Rabbinden
| felā: sakın
| tekūnenne: olma
| mine: -den
| l-mumterīne: şüpheye düşenler-
|
| tekūnenne: olma
| mine: -den
| elleƶīne: kimseler-
| keƶƶebū: yalanlayan(lar)
| biāyāti: ayetlerini
| llahi: Allah'ın
| fetekūne: yoksa olursun
| mine: -dan
| l-ḣāsirīne: hüsrana uğrayanlar-
|
| elleƶīne: kimseler
| Haḳḳat: kesinleşmiş olan(lar)
| ǎleyhim: haklarında
| kelimetu: sözü
| rabbike: Rabbinin
| lā:
| yu'minūne: iman etmezler
|
| cā'ethum: gelse
| kullu: bütün
| āyetin: ayetler
| Hattā: kadar
| yeravu: görünceye
| l-ǎƶābe: azabı
| l-elīme: acıklı
|
| kānet:
| ḳaryetun: bir kasaba
| āmenet: iman eden
| fe nefe ǎhā: kendine yarar sağlayan
| īmānuhā: imanı
| illā: dışında
| ḳavme: kavminin
| yūnuse: Yunus
| lemmā: ne zaman ki
| āmenū: iman ettiler
| keşefnā: kaldırdık
| ǎnhum: üzerlerinden
| ǎƶābe: azabını
| l-ḣizyi: rezillik
| fī:
| l-Hayāti: hayatında
| d-dunyā: dünya
| ve metteǎ'nāhum: ve onları yararlandırdık
| ilā: -ye kadar
| Hīnin: belli bir süre-
|
| şā'e: dileseydi
| rabbuke: Rabbin
| lāmene: iman ederdi
| men: kimseler
| fī: bulunan
| l-erDi: yeryüzünde
| kulluhum: hepsi
| cemīǎn: topluca
| efeente: sen mi?
| tukrihu: zorlayacaksın
| n-nāse: insanları
| Hattā: kadar
| yekūnū: oluncaya
| mu'minīne: mü'min
|
| kāne: mümkün
| linefsin: hiç kimsenin
| en:
| tu'mine: iman etmesi
| illā: dışında
| biiƶni: izni
| llahi: Allah'ın
| ve yec'ǎlu: O gönderir
| r-ricse: iğrenç azabı
| ǎlā: üzerlerine
| elleƶīne: kimselerin
| lā:
| yeǎ'ḳilūne: akıl erdiremeyen(ler)
|
| nZurū: bir bakın
| māƶā: neler olduğuna
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| vel'erDi: ve yerde
| vemā:
| tuğnī: bir şey kazandırmaz
| l-āyātu: ayetler
| ve nnuƶuru: ve uyarılar
| ǎn:
| ḳavmin: bir topluluğa
| lā:
| yu'minūne: iman etmeyen
|
| yenteZirūne: bekliyorlar
| illā: başkasını
| miṧle: benzerinden
| eyyāmi: (başlarına gelen) günlerin
| elleƶīne:
| ḣalev: geçmiş olanların
| min:
| ḳablihim: kendilerinden önce
| ḳul: de ki
| fenteZirū: bekleyin bakalım
| innī: şüphesiz ben de
| meǎkum: sizinle birlikte
| mine:
| l-munteZirīne: bekleyenlerdenim
|
| nuneccī: kurtarırız
| rusulenā: peygamberlerimizi
| velleƶīne: ve kimseleri
| āmenū: iman eden(leri)
| keƶālike: işte böyle
| Haḳḳan: bir haktır
| ǎleynā: üzerimize
| nunci: kurtarmak
| l-mu'minīne: Mü'minleri
|
| yā : EY/HEY/AH
| eyyuhā: SİZ!
| n-nāsu: insanlar
| in: eğer
| kuntum: iseniz
| fī: içinde
| şekkin: bir kuşku
| min: -den
| dīnī: benim dinim-
| felā: (bilin ki)
| eǎ'budu: ben tapmıyorum
| elleƶīne: şeylere
| teǎ'budūne: sizin taptıklarınız
| min:
| dūni: başka
| llahi: Allah'tan
| velākin: ancak
| eǎ'budu: kulluk ederim
| llahe: Allah'a
| lleƶī:
| yeteveffākum: sizin canınızı alacak olan
| ve umirtu: ve ben emrolundum
| en:
| ekūne: olmakla
| mine: -den
| l-mu'minīne: mü'minler-
|
| eḳim: doğrult
| vecheke: benliğini/yüzünü
| liddīni: dine
| Hanīfen: hanif olan
| ve lā: ve
| tekūnenne: olma
| mine: -dan
| l-muşrikīne: ortak koşanlar-
|